06.10.1995 - Lailaheillallahın Fazileti

06.10.1995 - Lailaheillallahın Fazileti
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh
Allahu Teâlâ hazretleri sizi her türlü, dünyevî ve uhrevî, maddî ve mânevî hayırlara erdirsin. İki cihanda aziz ve bahtiyar olun.
Abdullah b. Ömer radıyallahu anhumâ'dan rivayet edilmiş olan bir hadîs-i şerîfle başlamak istiyorum. Lâ ilâhe illallah'ın değeri üzerine bir hadîs-i şerîf. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurmuş ki; İbn Asâkir, İbn Abdilber ve Mevâhibü'l-ledünniyye'de, diğer kaynaklarda var.
Leyse alâ ehli lâ ilâhe illallah vahşetün fi kubûrihim ve lâ fî mahşerihim ve lâ fî menşerihim ve ke-ennî enzuru bi-ehli lâ ilâhe illallah ve kad harecû min kubûrihim yenfaddûne't-turâbe an ruûsihim fe-yekulûne el-hamdü lillâhi'llezî ezhebe anne'l-hazen.
Arapça metnini de Efendimiz'in kelimeleri bilinsin, hem de Arapça bilenler de daha iyi anlarlar diye okumuş olduğum bu hadîs-i şerîfte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki;
Leyse alâ ehli lâ ilâhe illallah vahşetün. Ehl-i Lâ ilâhe illallah, yani lâ ilâhe illallah'ın ehli olan, onu söyleyen, ona inanan, bağlanan, lâ ilâhe illallah kelimesini hak etmiş, ona gerçekten sahip olmuş olan insanlar demek. Lâ ilâhe illallah'ı diyor, onun mânasına kalbinden inanmış ve ona göre yaşamış demek. Onun ehli olmuş yani ehliyet diyoruz. Mesela bir şeyi yapabilmekteki yetenekliliğe, yeterliliğe "ehliyet" diyoruz. Ehl-i lâ ilâhe illallah, yani lâ ilâhe illallah'ın ehli olan, sahibi olan, onu söyleyen kimseler. "Onlara vahşet yoktur." Vahşet, Türkçe'deki gibi değil. Türkçe'de vahşet, hunharlık, gaddarlık, zalimlik yapmak mânasına gelir. Adam bir kimseye zulüm ettiği zaman "Bu çok büyük bir vahşet." filan deriz. Ama Arapça'da öyle değil. Vahşet, insanın yapayalnız kalıp da, ürperip yalnızlık duygusu içine gömülmesi demek. "Lâ ilâhe illallah'a vahşet yoktur.'' demek, onlar yalnızlık çekip, korku çekip, ürperip telaşa düşmeyecekler demek.
Nerede?
Üç yer sıralıyor Peygamber Efendimiz:
Fî kubûrihim. "Kabirlerinde böyle bir yalnızlık duygusu, korku ve ürperti içine düşmeyecekler."
Ve fî mahşerihim. Mahşer günü haşrolacak insanlar, kabirden kalkacaklar, mahşer yerinde toplanacaklar. Haşrolmak, toplanmak; bir araya yığılmak, birikmek demek. Onların o toplantı yerlerinde de böyle bir sıkıntı bahis konusu olmayacak.
Ve lâ fî menşerihim. Lâ ilâhe illallah'ın ehli olan insanlar yayıldıkları yerlerde, dağıldıkları, toplandıkları o alanda, neşir zamanında, haşr u neşr zamanında bir sıkıntı duymayacaklar, yalnızlık hissetmeyecekler, korkudan ürpermeyecekler.
Ve ke-ennî enzuru bi-ehli lâ ilâhe illallah. Efendimiz diyor ki; "Ben şu anda size bu sözlerimi söylerken sanki lâ ilâhe illallah ehli olan insanlara bakıyorum, gözümle [onları] görüyor gibiyim."
Ne durumda?
Ve kad harecû min kubûrihim. "Kabirlerinden kalkmışlar..."
Çünkü haşrolmuş, mahşer günü olmuş, ba'su ba'de'l-mevt, kabirlerinden kalkmışlar, neşrolmuş, yayılmışlar, dağılmışlar; kabirlerinden mahşer yerine toplanmaya geliyorlar. Sanki o durumda onların kabirlerinden çıkmış halinde...
Yenfaddûne't-turâbe an ruûsihim. Tabi kabirlerinden, toprağın altından kalktıkları için üstleri, başları, saçları topraklanmış; o saçlarındaki, başlarındaki toprakları silkeliyorlar.
Fe-yekulûne el-hamdü lillâhi'llezî ezhebe anne'l-hazen. "‘Allah'a hamd olsun ki bizden mahzunluğu, üzüntüyü giderdi. Bizi sevince gark etti, nimetlerine mazhar etti, cennetlik etti!' diye hamd ede ede, kabirden kalkıp üzerlerindeki toprakları silkeleye silkeleye, mahşere girişlerini görür gibi oluyorum. Böyle güzel dualar ederek, cennetlik olduklarını, Allah'ın ikramına erdiklerini bildiklerinden hamd ede ede geldiklerini görüyor gibiyim." diyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.
Aziz ve muhterem kardeşlerim!
Lâ ilâhe illallah diyoruz. Elhamdülillah mü'min olan insanlar, hepimiz lâ ilâhe illallah diyoruz. Allah var. O'nun varlığını, birliğini anlıyoruz, biliyoruz, inanıyoruz. İlim de bizi destekliyor; görülen müşahedeler, tetkikler, fizik, kimya, matematik, hangi ilimle meşgul olsanız o ilimlerin hepsi, bütün incelemelerin hepsi bu kâinatın sahibi olduğunu, bu kâinatı bu güzel sistemler içinde, şahane dengeler içinde yaratan yüce bir yaratıcı olduğunu gösteriyor. Alimlerin hepsi bunu biliyorlar. Einstain, Descartes, falanca filanca alimi, filozofu, fizikçisi, kimyacısı da bunu biliyorlar: Lâ ilâhe illallah.
Peygamber Efendimiz, "lâ ilâhe illallah diyenler" demiyor. Lâ ilâhe illallah'ı herkes diyebilir. Hatta biraz sıkıştırsanız herkes, hani öteki dinlerdeki insanlar da onu kabul ederler. Lâ ilâhe illallah'ı kabul etmemek mümkün değil. Ama lâ ilâhe illallah'ın ehli olmak, lâ ilâhe illallah'a gerçekten bağlanmak ve tam o inanca sarılmış bir insanın evsafına sahip olmak; bu bir ince iştir. Yani her lâ ilâhe illallah diyen gerçekte o lâ ilâhe illallah'ı tam idrak etmiş olmayabilir. O bir eğitim işidir.
Bu lâ ilâhe illallah eğitimi, bunun derin mânalarını iyice anlamak, anlatmak, öğrenmek, öğretmek hangi ilimin işidir?
Tevhid ilminin, akaid ilminin, daha doğrusu tasavvuf ilminin işidir. Çünkü tasavvuf ilmi, işi sadece kitaplardaki "şöyle denildi, böyle denildi" diye rivayetlerle bırakmıyor; Allah'ı bildirmekle, Allah'ı öğretmekle kalmıyor, Allah'ı buldurmayı da sağlıyor, Allah'a kavuşturuyor. İnsan Allah'ı bulup Allah'a kavuşmuş, ermiş bir insan olduğu için tasavvufun asıl konusu bu.
Lâ ilâhe illallah'ı insanın içine iyice yerleştirmesi lazım ve bu imanının hareketlerine de intikal etmesi lazım.
Yani nasıl?
Mesela Fâtiha sûresini her gün okuyoruz, herkes biliyor, bütün müslümanların bildiği sure;
İyyâ-ke na'budu ve iyyâ-ke nestaîn. "Ancak sana ibadet ederiz yâ Rabbi, ancak senden yardım isteriz yâ Rabbi!" deniliyor.
Ama gerçekte ancak Allah'a mı ibadet ediyor insanlar, Allah'a mı tapınıyor?
Birçok şeye tapınıyor. Edebiyatta, "Falanca filanca kimseyi çok seviyormuş da taparcasına seviyormuş." deniliyor. İşte bak, tam Allah'a ibadet etmiyor da başka şeylere tapıyor. İnsanların bazısı paraya tapıyor, kadına tapıyor veya karşısındaki cins kimse ona tapıyor veya mevkiye, makama tapıyor. Bunların silinmesi lazım. Bir de "Ancak Senden yardım isteriz.", Allah'a dayanmak, tevekkül etmek ve O'ndan yardım istemek var.
Lâ havle velâ kuvvete illâ billah mânası var. İnsanın bütün gücün, kuvvetin gerçekte Allah'ın elinde olduğunu bilip, Allah'a güzel kulluk edip Allah'ın karşısındaki bütün ters tesirleri, insanı Allah'tan uzaklaştıran bütün negatif faktörleri, hepsini göğüsleyebilmesi lazım … Allah'a sarıldığı zaman öyle sarılması lazım. Yani Allah'tan gayrı her şey bir tarafa, Allah bir tarafa.. O Allah tarafında, Allah'ın yanında, Allah'ın sevgili kulu olmak arzusunda; öteki her şey, karşısında hiçbirini gözü görmüyor. Yani terazi bile değil. Çünkü Allah'la hiçbir şey denk olamadığı için Allah'ın dışındaki şeylere önem vermiyor. Sanki hiç yokmuş gibi yapıyor. Allah'ın varlığını bütün kuvvetiyle hissediyor; yarattıklarında, çevresinde hissediyor. "Aman yâ Rabbi, bu ağacı küçücükken büyüten, bu ağaçtan bu güzel renkli, tatlı meyveleri bitiren; bu fidandan bu güzel çiçekleri, bu güzel kokuları hâsıl eden senin kudretin, senin sanatın, senin icadın, senin yaratman yâ Rabbi!" diye her şeyde Allah'ın tesirini, yaratmasını, gücünü, sanatını, hikmetini görüp baktığı zaman Allah'ın kudretini müşahede ederek her an, her yerde Allah'la beraber olmak.
Lâ ilâhe illallah insanı derece derece, Allah'ı bilme mertebelerinden yükselte yükselte ne güzel noktalara getirir.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi lâ ilâhe illallah sözünün derinden derine, inceden inceye o güzel mânalarına, birer birer o kapıları açarak daha içerilere, daha güzel, mahrem, sır olan noktalara kadar ulaştırsın; hepimize o güzel mârifetullah ilmini nasip ve müyesser eylesin.
04.04.1990 -
Pazartesi-Perşembe Oruçları, Eyyam-ı
06.09.1996 -
Nimete Hamd Etmek,
