04.07.1997 - Güzel Huyun Önemi

04.07.1997 - Güzel Huyun Önemi
Bismillâhirrahmânirrahîm
Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn alâ külli hâlin ve fî-külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidi’l evvelîne ve’l âhirîn. Senedinâ ve mededinâ ve üsvetüne'l haseneti Muhammedini'l Mustafa ve âlihî ve sahbihi ve men tebiahü bi-ihsânin emmâ ba'd.
İnne ahsene'l-husni le-huluku'l-hasen.
Sadaka Resûlullah fî-mâ kâl ev-kemâ kâl.
Aziz, sevgili, değerli kardeşlerim;
Allahu Teâlâ hazretlerine sonsuz hamd-ü senâlar olsun. Bizi yoktan var etti, varlığından haberdar etti, çeşitli nimetlerine mazhar etti. Nimetlerini üzerimizde dâim eylesin. Üzerimizde olan nimetlerini kusur işleme durumuna düşürüp de ceza olarak üzerimizden almasın. Bizi yolunda dâim, ibadetine müdavim eylesin. Sonunda huzuruna sevdiği, razı olduğu kul olarak varmamızı, cennetiyle cemâliyle müşerref olmamızı nasip eylesin.
Aziz ve muhterem kardeşlerim;
Biliyorsunuz bu dünya hayatı fanidir. Hepimiz birgün öleceğiz. Her fâni gibi kara toprağın altına bizi de gömecekler. Alimlerin vücudu çürümezmiş. Adaletli hükümdarların ve ilmi ile âmil olan mübarek insanların vücudu çürümezmiş. Belki çürümeyeceğiz belki toprak olacağız. Bu dünya bir imtihan dünyasıdır. Burada herkes bir şeyler yapıyor. Sevaplar işleyenler âhirette onun mükafatını görecekler, günah işleyenler cezasını çekecekler. Burası imtihan yeri. Bu dünyada imtihan olmaktayız. Allah imtihanı başarmayı nasip etsin. Nefse, şeytana uymamayı nasip etsin.
Bu yolda, Allah’ın rızasını kazanmanın şekli Kur’an-a uymak. Kur’an-ı Kerîm’i taşıyacağız, öğreneceğiz, anlayacağız, uygulayacağız.
Nasihati duyup da uygulamamak çok ayıptır. Cahillik de ayıptır ama duyup da uygulamamak daha ayıptır. Nasihati duyacağız duyduğumuzu uygulayacağız, sevap kazanacağız. Uyguladığını da lafla tertemiz bir niyetle katıksız bir güzellikle uygulamamız lazım. Bu da çok önemli! İhlas da önemli!
Biliyorsunuz ihlas da; tarih, coğrafya, fizik, kimya, matematik gibi bu da bir bilgi. İhlasın da öğretilmesi lazım.
Burası hocamızdan devr aldığımız ihlasın, imanın, irfanın, marifetullahın, muhabbetullahın öğretildiği bir yer. Burası bir üniversite. Milletvekilleri, bakanlar, başbakanlar, başbakan yardımcıları, reisicumhurlar yetişti, geçti elhamdülillah. Yine de öyle olacak. Allah bize hizmetleri güzel yapmayı nasip eylesin. Sevinçlerimizi dâimi eylesin. Başlattığımız bir hayrı daimi eylesin, kestirtmesin. Ben hayrın başlanmasını uygun görüyorum, gayret ediyorum ama temenni ettiğim daha başka önemli husus var. Başlanmış olan bir hayrın durdurulmaması. Açılmış olan çığırın kapanmaması. Bir güzel müessesenin işlemeye devam etmesi. Bir çeşmenin suyunun akmasının, ondan istifade edilmesi... Bu çok önemli! İnşallah bu güzel fikirlerimizi [Kur’an-ı Kerîm’i, kendi fikrimizi değil] Rasûlullah Efendimiz'in fikirlerini yaymak için Allah bize başka fırsatlarda ihsan etsin.
Bizim işimiz; edep, ilim, irfan, hizmet, fedakârlık. Bunlar olacak. Menfaat değil; insanlara iyilik götürme. Kendimize menfaat sağlama değil; insanları irşad etme. Allah hepimize yardımcı olsun. Elbirliği ile bu işleri yapmayı nasip etsin.
Hazreti Ali Efendimiz'in oğlu, hazreti Hasan radıyallahu anh’den rivayet edilmiş. Ben her zaman söylüyorum. Eğer bir hadîs-i şerîfi hazreti Ali Efendimiz rivâyet etmişse bunun bir ayrı önemi var.
Neden?
Türkiye'de bir sünnîler var, bir de şiîler -alevîler- var. Bir kısmı "Alevîyim." diyor.
Alevî ne demek?
"Ben hazreti Ali Efendimiz'in grubundanım, zümresindenim, O'nun taraftarıyım. Hazreti Ali'nin yandaşıyım." diyor. Ne mutlu! Biz de öyleyiz, hepimiz! Aslında sünnîler de hazreti Ali Efendimiz'in yandaşı, karşıtı değil. Karşıtı olanlar çıkmış, biz onların devamı değiliz. Hazreti Ali Efendimiz, Muaviye radıyallahu anh ve Emevîler, Muaviye radıyallahu anh'ın oğlu Yezid vesairenin mücadeleleri var.
Yezid zamanında hazreti Hüseyin Efendimiz'i şehit ettiler. Biz hazreti Hüseyin Efendimiz'in tarafındayız. Hazreti Ali Efendimiz'in tarafındayız. İmam-ı Âzâm Efendimiz de öyle. Hazreti Ali taraftarı olduğu için, onun için hapse girmeye razı olmuş.
Bunları niçin söylüyorum?
Bugün Alevîyim diyen kardeşlerimiz bilmiyor. Alevîyim diyen kardeşlerimiz alevîliği de bilmiyor. Hazreti Ali Efendimiz'in yolunu bilmiyor. Hazreti Ali'nin ne olduğunu bilmiyor. Hazreti Ali'nin nerede olduğunu bilmiyor. "Hazreti Ali'nin taraftarıyım." diyor ama karanlıkta başka tarafa gidiyor.
Kur’ana karşı, hazreti Ali'nin taraftarıyım diyor.
İçki içiyor. "Hazreti Ali'nin taraftarıyım." diyor.
Namaz kılmıyor. "Hazreti Ali'nin taraftarıyım diyor.
Onun için ben hazreti Ali Efendimizle ilgili bir hadîs geldi mi, hazreti Hasan Efendimiz'den, hazreti Hüseyin Efendimiz'den bir şey geldi mi bunun üstüne bastıra bastıra söylüyorum. "Bu hadisi şerif, hazreti Ali Efendimiz'in oğlu hazreti Hasan radıyallahu anhümadan rivayet edilmiş bir hadîs-i şerîf." Alevî kardeşimizde dinleyecekler, baş tacı edinecekler; ilim öğrenecekler.
İnsan ilim öğrenmezse sünnîsi de, alevîsi de cahil kalır, yanlış işler yapar. İlim öğrenirse; alevîsi de, sünnîsi de kurtulur bir yolda birleşir kardeşlik olur. Biz kardeşlik istiyoruz. Kavga, çatışma, mücadele ve İslâm dışı işlerin yapılması gibi şeyleri engellemeye çalışıyoruz. Amacımız bu!
"Allah bir şeye günah deyip yasaklamışsa onu hiç kimse yapmasın. Sevapsa herkes yapsın." diye onu istiyoruz.
Maksadımız ne?
Maksadımız burada maden üzerine yazılı.
İlâhî ente maksûdî ve ridâke matlûbi. "Ya Rabbi ben seni istiyorum. Ben senin rızanı kazanmak istiyorum ya Rabbî."
O kadar! Allah'ın rızasını kazanmaktan gayri bir amacımız yok.
Ve-mâ eselüküm aleyhim min ecrin.
"Yaptığımız hizmetten dolayı bir ücret istemiyoruz."
Cihad olacağı zaman da Efendimiz diyordu ki:
"Kim bir askeri teçhiz ederse -silahını, devesini, atını verirse- şu kadar sevap kazanır. "
Bir takım işlerin görülmesi için para her yerde lazım ama biz parayı amaç olarak görmüyoruz. Paranın da peşinde değiliz; hizmetin peşindeyiz. Para gelsin hizmete sarf edelim.
Bu birinci hadîs-i şerîf, hazreti Ali Efendimiz'in oğlu hazreti Hasan radıyallahu anhümadan. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin sözünden. Hadis, hadîs-i şerîf.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ne buyurmuş?
İnne ahsene'l husni le-huluku'l-hasen.
Râvisi de Hasen, içinde geçen kelimeler de hasen!
Mühim bir hadîs-i şerîf, camilerde levha olarak da yazılmıştır, meşhurdur, herkes bilir:
"Güzelliğin en güzeli, güzel huydur!"
İçinde üç tane "güzel" sözü geçiyor. Râvisi de Hasen, o da "güzel" demek. Üç tane 'hasen sözü, 'hüsn' sözü geçiyor, Ravisi de Hasen. Rivayetiyle metni arasında böyle ilginç bir irtibatı var.
Hüsn Arapça'da -masdar derler- "güzel oluş, güzel olmak". Biz "güzellik" diyoruz. Türkçe'de -lik takısıyla da -mek, -mak takısıyla da masdar mânası çıkar.
Yürü-mek, güzel ol-mak… Masdar diyoruz. Ama "güzel" kelimesinin sonuna -lik eklersek "güzellik" [olur], o da sıfata masdariyet mânası verir. Güzellik, güzel oluş!
Güzel oluşun, güzelliğin en güzeli nedir?
Güzel olmanın çeşitleri vardır, güzellik bir tane değildir: Şu çiçek güzel, şu cami güzel, şu elbise güzel, şu sakal güzel, şu sarık güzel, cübbe güzel… Güzelliklerin çeşitleri var.
Güzelliğin en güzeli nedir?
İnsanın süslenmek için üstüne aldığı, benimseyip onunla süslendiği her şey… Güzel şeyler sayılamayacak kadar çok!
Bunların en güzeli hangisi?
Le-huluku'l-hasen. "Güzel huydur!"
Allah Allah! Bugünün insanı zahirini süslemeye çalışıyor.
Zahir ne demek?
Görünen kısmı. Elbise temiz olsun… Ben de öyle yapıyorum siz de öyle yapıyorsunuz. Berbere gidiyoruz, tıraş oluyoruz. "Aman saçım sakalım uzadı." Tırnaklarımızı kesiyoruz, sünnet, tabii uzun çapa gibi, kedi tırnağı gibi, çaylak tırnağı gibi olmayacak. Kesilecek, tamam onu da dinimiz emrediyor. Dışımızı süslemeye çalışıyoruz, güzel elbise almaya, güzel giymeye, ayakkabımızın güzel olmasına, çamursuz, lekesiz olmasına gayret ediyoruz; bu zahir, görünen kısmı!
Peki, insanın veya herhangi bir şeyin dışı güzel olsa içi fena olsa olur mu?
Olmaz!
Mesela zehiri paketleseler, çok güzel renkli bir ambalaj içinde sunsalar güzel mi?
Değil!
Çünkü içi zehir, içi fena; dışı önemli değil!
Bir insanın giyimi güzel olsa da hırsız olsa, katil, zalim olsa dış giyiminin önemi var mı?
Yok!
Neden?
Dışı güzel ama içi fena! İçinin güzelliği daha önemli, çünkü insanı insan yapan dış görünümü değildir. Dış görünüm alınabilir; çarşıdan, pazardan, dükkândan satın alınabilir. Ama iç temizliği, gönlün güzelliği, aklın güzelliği bir uzun iştir. Kolay değildir, eğitim işidir. İyi hocaların elinde iyi bir eğitim gören, iyi öğretmenlerin elinde iyi bir öğretim gören insan; hem bilgili olur hem terbiyeli olur.
Bilgi başka terbiye başka!
Bazen bir insan bilgili olur da terbiyesiz olur, küstah olur. Bilgi terbiyeli olmak değildir! Yalan söylemenin kötü olduğunu bilmek bilgidir ama uygulamak, yalan söylememek terbiyedir, bir eğitimdir.
Terbiye ilmi süsler, güzelleştirir. Alim aynı zamanda terbiyeli olursa; insan hem bilgili hem terbiyeli olursa güzel olur. Sadece bilgili olursa bilgisini kötüye kullanır. O zaman fena! İçi kötü olursa karşısındakini aldatır.
Dışı güzel, dış güzelliğini karşısındakini aldatmakta kullanıyor. İçi fena, niyeti fena, kafası fena. Kafasında bin tane tilki dolaşıyor da birisinin kuyruğu ötekisine değmiyor!
"Vay, ne kadar kötü bir insanmış! Kalbinde bin bir türlü fitne fesat var. Vay, ne kadar fena insan…"
İç temizliği önemli! Kalp temizliği önemli!
Herkes bunu biliyor da herkes diyor ki; "Benim kalbim temiz. Sen benim kalbime bak, benim kalbim temiz…"
Hiç dışla için bir ilişkisi yok mu?
Var!
İnsanın içi temiz olursa sözü de özü de hareketleri de güzel olur; güzel işler yapar. Güzel işler yapışından anlarız. Zaten biz bir insanın içinin temizliğini anlayamayız, hareketlerinden anlarız.
Bu adam ne yapıyor?
Rüşvet alıyor mu, komşuluğu nasıl, ticareti nasıl, sözüne sadıklığı nasıl?.. Biraz yanına gideriz, kötü huylarını görürsek; "O adamda iş yok!" deriz ayrılırız.
"Boylu poslu, giyimi güzel, zengin, parası pulu var, altında Mercedes'i var…"
"Olsun, adam iyi değil, içi fena!" deriz.
Onun için; "Benim içim temiz." demek ispat ister.
"Benim içim temiz…"
Peki, ispat et. Ben senin içinin temizliğini nereden anlayacağım, nereden bileceğim
"Ben senden daha temiz niyetliyim…"
[Davranışlarınla] göster! Senin davranışın hiç de öyle değil, yalan söylüyorsun. Aldatıyorsun, kandırıyorsun, başkalarını sömürerek para kazanıyorsun… Bunlar iyi şeyler değil. Komşun senden yaka silkiyor, bütün insanlar illallah diyor, "Ölse de kurtulsak, gitse de kurtulsak…" diyor, gidince de "Oh ya gitti de rahatladık!" diyor. Demek ki sen iyi değilsin!
Davranışlarından anlaşılacak!
İnsanın içinin güzel olması lazım. İç güzelliğinin de en güzeli, insanın içini en güzel yapacak şey güzel huydur. İnsanın huyu güzel oldu mu o en güzel, en yüksek derecedeki güzelliğe sahip demektir. O hâlde insanın güzel huylara sahip kılınması lazım.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi ârif, edîb, zarif, kâmil, velî, mahbûb, makbul kul eylesin. Güzel ahlâklı eylesin. Cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin. Peygamber-i zîşanımıza komşu eylesin. Allah hepinizden razı olsun.
Es-selâmu aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühû.
07.04.1995 -
Allah Güzeldir Güzeli
07.03.1997 -
Alim ve Abid
