07.04.1995 - Allah Güzeldir Güzeli Sever, Nimeti Üstünde Görmek İster, Kibir

07.04.1995 - Allah Güzeldir Güzeli Sever, Nimeti Üstünde Görmek İster, Kibir
Sevgili Akra dinleyicileri; Bugünün sevaplarından, ecirlerinden, nimetlerinden, ikramlarından Allah cümlenizi en yüksek, azamî derecede istifade ettirsin.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hazretleri buyurmuşlar ki;
İnna'llâhe cemîlün yuhibbü'l-cemâl ve yuhibbu izâ en'ame alâ abdihî ni'meten en yerâ eserahâ aleyhi ve yubğıdü'l-bü'se ve't-tebe'üse velâkinne'l-kibre en tesfehe'l-hakka ve tubğıde'l-halka.
Önce mânasını kısaca, umumî olarak, kuş bakışı bir açıklayayım:
İnna'llâhe teâlâ. "Hiç şüphe yok ki yüce Allah." Cemîlün. "güzeldir." Yuhibbü'l-cemâl. "güzelliği de sever."
"Allahu Teâlâ hazretleri hiç şüphe yok ki güzeldir, güzelliği de sever."
Ve yuhibbu izâ en'ame alâ abdihî ni'meten en yerâ eserahâ aleyhi. "Ve bir kulunun üzerine bir nimet vermiş olduğu, bahşetmiş olduğu, ihsan etmiş olduğu zaman o nimetinin eserinin sonucunun kulu üzerinde görünmesini, bâriz olmasını, tezahür etmesini de sever."
"Verdiği nimetin eserinin kulu üzerinde görünmesini sever."
Ve yubğıdü'l-bü'se ve't-tebe'üse. "Ve Allahu Teâlâ hazretleri derbederliği, perişan, -daha güzel olabilecekken kendisini salıverip- hırpânî olmayı ve hırpânîliği özenle, isteyerek, o tarzda taklîden yapmayı sevmez."
"Öyle olmayı da sevmez, öyle bir tavır takınmayı da sevmez."
Velâkinne'l-kibre. "Fakat kibir;" En tesfehe'l-hakka. "Hakkı anlamamaktır, kabul etmemektir." Ve tubğıde'l-halka. "Halka kızmaktır."
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, bu hadis-i şerifte; bu kelimeleri niçin ifade buyurmuş.
Bunun bir sebebi var. Bir keresinde buyurmuşlar ki;
"Kalbinde zerre kadar kibir bulunan bir kimse cennete giremeyecek."
Kibirli insan cennete giremeyecek. Kibir kötü bir huy. Onun için kişinin kibri bırakması lazım, kibirsiz olması lazım, mütevâzı olması lazım, burnu Kaf dağında olmaması lazım.
Bunun üzerine sahabeden bir zât sormuş ki;
"Yâ Resûlallah, insan güzel elbise giymeyi seviyor, güzel yemeyi seviyor, yeni elbise giydiği zaman hoşuna gidiyor bu da kibir midir?"
Onun üzerine bu hadîs-i şerîf ifade olunmuş, vârid olmuş. Bu hadîs-i şerîfin sebeb-i vürûdu bu olmuş oluyor.
Şimdi bu kelimelerin izahına geçelim.
İnna'llâhe Teâlâ cemîlün yuhibbü'l-cemâl. "Allahu Teâlâ hazretleri güzeldir ve güzelliği sever."
Tabii Allah-u Teâlâ hazretlerinin güzelliğini ancak evliyâsı müşâhede edebilir. Müşâhede makamına çıkmış olan -o makamda olan, yükselmiş olan- insanlar Allahu Teâlâ hazretlerinin güzelliğini anlayabilir.
Allah-u Teâlâ hazretleri göze görünmez.
Lâ tudrikühü'l-ebsâr. "Gözler O'na bakamaz; O'nu kavrayamaz, algılayamaz, O’nu idrak edemez." Ve hüve yudrikü'l-ebsâr. "O gözleri ve gözlerin faaliyetlerini dahi idrak eder."
"Her şeyi kuşatır, bilir, görür; ama gözler O’nu göremez."
Peki, o güzellik nasıl anlaşılır?
O tariflere sığmaz bir olaydır. Yalnız şu kadar söyleyelim ki; Allahu Teâlâ hazretleri kâinatı yaratmıştır.
Hâliku'l-bâriü'l-musavvir. "Her şeyin hâliki, musavviri ve bâri'i O'dur."
Bedîu's-semâvâti ve'l-ard. "Yerin, göğün yoktan var edicisi O'dur."
Yaratıyor; şekli de kendisi tasavvur ediyor, modeli de kendisi ortaya koyuyor.
Çevremize ilim gözüyle, irfan gözüyle dikkatli bir şekilde baktığımız zaman ne kadar muhteşem güzellikler görüyoruz. Bir kere tek tek olayları, varlıkları ele aldığımız zaman... Mesela bir çiçekler âlemi var; ne kadar güzel çiçekler var. Şekilleri, boyları, renkleri farklı çiçekler var. Kokuları birbirinden güzel çiçekler var. Tabii bunları yaratan Allah. Bu çiçeklerdeki bu güzelliği sanat olarak Allah-u Teâlâ hazretleri öyle yaratmış. Bulan O. İcat eden O. İhtirâ eyleyen, tasavvur eden, onu düşünen, o şekilde yaratan Allahu Teâlâ hazretleri. Bütün güzelliklerin tasavvur edicisi ve yaratıcısı Allahu Teâlâ hazretleri. Oradan anlayalım ki; bizim görebildiğimiz mahlukâtından, yaratıklarından, güzel olan şeylerden, Allah-u Teâlâ hazretlerinin her yönden en güzel sıfatlara sahip olduğunu, ne kadar güzel olduğunu idrak edebiliriz.
Sevgili dinleyiciler;
Allah-u Teâlâ hazretleri güzelliği seviyor. Onun için her şeyimizin güzel olması lazım. Sözümüzün güzel olması lazım. İşimizin güzel olması lazım. Aklımızın güzel olması lazım. Ahlâkımızın güzel olması lazım. Duygularımızın güzel olması lazım.
Allah güzeldir, -O güzelliği görmeyi Allah bizlere nasip etsin, sizlere nasip etsin.- güzelliği sever. O halde biz de üzerimizde, çevremizde, bizim sorumluluğumuz, imkânlarımız altında olan yerlerde güzelliği sağlamaya dikkat edelim.
Sonra hadîs-i şerîfin öbür tarafına adım adım yürüyelim.
Ve yuhibbu izâ en'ame alâ abdihî ni'meten en yerâ eserahâ aleyhi. "Allah bir kuluna bir nimet bahşettiği zaman o nimetin eserinin, sonucunun o kulu üzerinde görünmesini, tezâhür etmesini ister, sever."
Diyelim ki Allah bir kuluna zenginlik verdi. "Al kulum, sana helal tarafından şu kadar mal. Buyur, işte seni zengin eyledim." Çünkü zengin eden Allah'tır.
Ğanî ne demek?
"Zengin" demek. Allah'ın esmâ-i hüsnâsından birisi Ğanî'dir.
Birisi nedir?
Muğnî; zengin kılan.
Zengini zengin kılan Allah'tır. Veren Allah'tır, zengin kılan Allah'tır.
Bir kulu zengin etti. Allah o zenginliğinin eserinin o kulu üzerinde tezâhür etmesini ister, güzel olmasını ister. Eserinin o kulu üzerinde görünmesini sever. Verdiği nimetin eseri görülmeli. Onun zengin olduğu belli olmalı. O nimet üstünde tezâhür etmeli. Onu gören de gelsin; "Sen madem zenginsin, ben de fakirim, yardımını istiyorum." diye isteyebilsin; o da versin, sevap kazansın.
Ve yubğıdü'l-bü'se ve't-tebe'üse. Derbederlik, hırpânîlik, pislik, pasaklılık... Allah böyleyi sevmez.
Bir insan fakir olabilir, eski elbise giyebilir, yamalı elbise giyebilir. Ama Allah-u Teâlâ hazretleri derbederlik ve hırpânîliği, pisliği, pasaklılığı sevmez.
Ve't-tebe'üse. "Fakirmiş gibi davranmayı, kendisini mahsustan salıvermeyi de sevmez."
Gayret edecek, kendisini mümkün olduğu kadar tertemiz, pırıl pırıl yapmaya çalışacak. Fakir de olsa elbiselerini derede yıkayacak, giyecek. Çorabını yıkayacak, giyecek. Çorabı yoksa yalınayak gezecek ama yırtığı varsa yamayacak, yırtık gezmeyecek. Yani gayret edecek.
Bunları söyledikten sonra, hadîs-i şerîfin üçüncü kısmı velâkinne'l-kibre diye başlıyor.
"Bunlar değil, fakat kibir nedir?”
En tesfehe'l-hakka. "Kibir, senin hakkı anlamamandır. Aptallık edip hakkı kavramamandır."
Ve tubğıde'l-halka. "Halka kızmandır. Halka buğz ile, kızgın bir tavırla [davranmandır]."
"Hakkı kabul etmemendir, hakkı anlamakta kalın kafalı olmandır, onu kavrayamamandır." diyor.
İnsanın hakkı 'şıp' diye anlaması lazım. Hak söylendiği zaman, hak göründüğü zaman "Şu taraf haklı." diye insanın hakka tâbi olması lazım, hakka saygı göstermesi lazım, hak sözü kabul etmesi lazım.
Bunu kabul etmiyor.
Neden kabul etmiyor?
Kibirli de ondan. Hakikat belli olduğu halde kibrinden hakikati kabul etmiyor. Hakikat kendisine söylendiği halde burnunu havaya kaldırıyor. İşte kibirli insan bu! Hakikati kabul etmiyor, anlamıyor, anlamazlıktan geliyor.
Bir de; tubğıde'l-halka. "Halka kızıyor, halkı beğenmiyor, halka buğz ediyor."
İşte kibir bu.
Ne kızıyorsun, Allah'ın mahlûkatı; fakirse fakir, zayıfsa zayıf, aklı biraz daha azsa az; öyle yaratmış. Allah herkese bu nimetleri aynı miktarda vermiyor; bazısına çok veriyor, bazısına az veriyor. Kızmaya hakkı yok.
Demek ki böyle yapmak, hakkı kabul etmemek ve halka kızmak kibirdir. Halkı sevmek, hakkı kabul etmek tevazudur. Yumuşak davranmak gerekir. Böyle olunca Allah-u Teâlâ hazretleri bir insanı sever.
O halde sevgili Akra dinleyicisi kardeşlerim;
Tabii hadîs-i şerîfler cümle cümle, iç içe girmiş oluyor. Bir hadîs-i şerîf -mücevher- kutusunu açıyorsunuz, içinden üç tane mücevher çıkıyor. Bir güzel keseyi açıyorsunuz, içinden üç tane mücevher çıkıyor. Ben aslında iki hadîs-i şerîf daha okuyacaktım ama bu hadîs-i şerîfin içinden üç tane, dört tane, beş tane ayrı hadîs-i şerîf çıktı.
Ben hatırlıyorum;
İnna'llâhe teâlâ cemîlün yuhibbü'l-cemâl. Bu sözün, bu hadîs-i şerîfin bu kısmının levhalara yazılmış hâli gözümün önü[ne geliyor.]
Bu bir hadîs-i şerîftir.
"Allah güzeldir, güzelliği sever."
Bizi Allah'ı sevmeye, güzel olmaya, Allah tarafından sevilecek bir kul olmaya teşvik eden bir cümle. Bunu hepimiz ezberlemeliyiz. Bu önemli bir hakikat.
Her zaman söylüyorum. Bugünün kelimeleriyle söylüyorum. Aslında sevmiyorum; Batı'dan kelimeleri niye kullanalım? Kendi kelimelerimizi kullanmak daha iyi. Ama "estetik" deyince herkes "oo!.." diyor, gözlerini açıyor, tesiri fazla oluyor.
İslâm'da bir estetik boyut var. Yaptığımız şeyin bir de estetiğinin olması lazım. Bir şartı da estetik. Yani güzel olacak, cemîl olacak. Arapça'da cemîl, "güzel" demek. Cemal sahibi... Cemal de "güzellik" demek. Güzel olacak. Bunu düşüneceğiz, bir.
Bir de Allah-u Teâlâ hazretlerinin cemâlini düşüneceğiz, güzel olduğunu düşüneceğiz. O'na karşı sevgimiz, aşkımız, şevkimiz artacak, yanıp yakılacağız. Yunus Emre gibi Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretleri gibi, Eşrefoğlu Rûmî gibi... Ne kadar güzel. Rahmetullahi aleyhim ecmaîn. Allah sevgisini nasıl ifade etmişler, nasıl yanıp yakılmışlar, nasıl âşık-ı sâdıklar olmuşlar. Biz de öyle olmaya gayret edeceğiz.
İkincisi:
"Allah kulunun üzerinde vermiş olduğu nimetinin tesirini, sonucunu, eserini görmek ister."
Nimeti saklamayacağız. Nimeti kullanacağız ve yaşayacağız. Vermiş, elhamdülillah, çok şükür. "İşte bak, Allah'ın verdiği nimet." Başkaları bunu görecek. Bu da güzel. Bu da bir hadîs-i şerîf.
Sonra:
"Allahu Teâlâ hazretleri hırpânîliği, fakirlik taklidi yapmayı sevmez. Fakirmiş gibi kendisini salıvermeyi sevmez."
Sonra:
Allahu Teâlâ hazretleri kibri sevmiyor. Kibirli insanı yere batırır, sonunda mahveder. Mütevâzı insanı yükseltir. Onun için kibirli de olmayacak.
Kibirliliği de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu hadîs-i şerîfte bize çok güzel anlatmış, tarif etmiş oluyor. Bizim kibrin bu tarifi üzerinde durmamız ve ona göre hareket etmemiz lazım. Hakkı, hakikati, gerçeği anlamazlıktan gelmek yok.
Allah-u Teâlâ hazretleri; cümlemizi hakkı, hak olarak görmeyi nasip eylesin. Ona uymayı da, tevfîkini refîk eyleyip nasip eylesin. Hakkı görmek var bir de onu uygulamak var. Uygulayabilmeyi de nasip eylesin. Haktan yana olmayı nasip etsin. Batılı, batıl olarak görüp ondan korunmayı, sakınmayı ömrümüzü Allah’in rızasına uygun geçirmeyi nasip etsin. Huzuruna sevdiği razı olduğu yüzü ak, alnı açık kullar olarak varmayı, cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Gününüz hayırlı olsun. Allah cennetiyle cemâliyle müşerref eylesin aziz ve sevgili Akra dinleyicileri.
Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühü.
07.04.2000 -
Amelin Allah İçin
04.07.1997 -
Güzel Huyun Önemi
