05.01.2001 - İman, İnanç ve İbadet Bir Olmalıdır

05.01.2001 - İman, İnanç ve İbadet Bir Olmalıdır
Esselâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
Aziz ve sevgili dinleyiciler;
Allah'ın selâmı, rahmeti, bereketi, her türlü ikrâmı, ihsanı cümlenizin üzerine olsun. Sevdiklerinizle beraber Allah sizi dünyada ve âhirette mesut ve bahtiyar eylesin.
El imânu ve'l-amelü şerîkâni fî karnin lâ yakbelu'llâhu teâlâ ehadehümâ illâ bi-sâhibihî.
Bu hadîs-i şerîfi Deylemî, Hz. Ali Efendimiz'den rivayet etmiş.
Bu hadîs-i şerîfi Hz. Ali Efendimiz'i özel olarak sevenlere ithaf ediyorum.
Ne buyuruyor Peygamber Efendimiz?
El imânu ve'l-amelü şerîkâni. "İman etmek, inanç ve amel eylemek..."
Yani ibadet, icraat; inancına göre davranışlarda bulunmak, hareket etmek.
"Bu ikisi..."
Şerîkâni fî karnin. "Aynı zamanda bir arada ortaktırlar."
Bir arada bulunurlar. Aynı anda ikisinin birden insanda olması lazım. Hem iman olacak hem de imanına göre icraat olacak, imanına göre yaşam olacak.
Lâ yakbelu'llâhu Teâlâ. "Yüce Allah, Rabbimiz, âlemlerin Rabbi, her şeyin Rabbi, her şeyin hâliki, sahibi, râzıkı, Mevlâmız kabul etmiyor." Ehadehümâ. "Bunlardan sadece birisini..."
Sadece imanı veyahut sadece ameli... İmanı var; icraatı, ameli yok. Ameli var ama imanı yok.Yüz rekât namaz kılıyor ama inançsız. Neden kılıyor bilmem; ama yapıyor. Veyahut oruç tutuyor veyahut şunu yapıyor; ama inancı yok...
Birisini ötekisi olmaksızın, beraber olmaksızın kabul etmez.
İllâ bi-sâhibihî. "Ancak beraber olursa kabul eder."
İmanı da olacak, imanına göre icraatı da olacak. İkisi birden olduğu zaman Allah kabul eder; tek tek kabul etmez.
"İmanım var, benim kalbim temiz!"
Temiz ama kardeşim, bak Allah'ın sadece imanı kabul etmeyeceğini Peygamber Efendimiz burada bildiriyor.
Bakın hadîs-i şerîfler bizim ne kadar yanlışlarımızı düzeltiyor. Bizim kahve kültüründe, halk arasındaki avam sohbetlerinde "Kalbim temiz, yeter." gibi bir yetinme duygusu, tatmin duygusu yaygın. Herkes böyle söylüyor:
"Benim kalbime bak kardeşim, benim kalbim temiz."
Her türlü şeyi yapıyor, günahı işliyor, her türlü iyi işi yapmamakta da tembelliğe devam ediyor. Ondan sonra, "Benim kalbim temiz." diyor ve Allah'tan umuyor. Ama Allahu Teâlâ hazretleri -kalbin temizliğinden öteye, iman daha yüksek bir şey- imanı var ama ameli yoksa onu kabul etmiyor. İlle amel de olacak.
Aziz ve muhterem kardeşlerim!
Biliyorum, mü'minsiniz, Allah'a inanıyorsunuz, Peygamber Efendimiz'i seviyorsunuz, Kur'ân-ı Kerîm'e bağlısınız. İmanınızda şüphem yok, tamam, mü'minsiniz. Hatta ben biliyorum ki meyhanede içki içen sarhoş bile, falanca yerde falanca günahı işleyen kimse bile, konuştuğun zaman; "Allah Allah..." insanı hayrete sevk edecek kadar sağlam sözler söylüyor.
Bir keresinde ben Ankara'ya gidiyordum. İstanbul'da uçağa bindim. Uçak tıklım tıklım dolu. Yanımda bir boş yer var, sanki sadece onu bekliyoruz... Herkes yerine yerleşmiş, bir müşteri benim yanıma gelecek, oturacak. Ben de "Kim bu?" filan diye merak ediyorum. Arka taraftan, en son anda -zaten sarhoşluğundan dolayı sona kalmış galiba- çok zilzurna sarhoş bir adam geldi. Leş gibi -tabii içmeyene kokusu çok çirkin geliyor- içki kokuyor. Korkunç içmiş. Sallana sallana geldi, yanıma oturdu. Bir de döndü bana baktı; ben sakallıyım...
"Es-selâmu aleyküm hocam!" dedi.
Ne diyeyim, selam verdi.
"Aleyküm selam." dedim.
Ondan sonra başladı... Çok fena halde sarhoş... Onun için yüksek sesle konuşuyor. Bütün uçaktakiler duyuyorlar. Artık o 165 kişilik uçaklar mıydı neydi, bilmiyorum. Bir tarafta iki sıra, bir tarafta üç sıra, beş kişi bir sırada oluyor, o uçaklardandı... Artık uçakların hangi modeliyse... Yani 160-170 kişilik uçaklardan... Tıklım tıklım dolu; akşam vakti, pazar günü Ankara'ya gidiyoruz. Son uçak galiba... Artık bir başladı:
"Hocam, sen beni hor görme."
"Tamam, hor görmüyorum."
"İşte ben de mü'minim..."
"Mâşaallah..."
"İşte bu insanlar böyle... İslâm'ın kıymetini bilmiyorlar..."
Öyle laflar söyledi ki... Bana fırsat verseler hoca olarak, Ankara'ya kadar gidiyoruz, 45-50 dakika, "Hocam şurada mikrofonu al, vaaz ver." deseler; dini öven, İslâm'ın güzelliğini anlatan neler söyleyeceksem o sarhoş onların hepsini söyledi! Zaten sarhoş olduğundan çok samimi olarak da söylüyor...
Garip bir de sarhoş oldu mu hancı,
Bütün dertlerini der yavaş yavaş
gibi bir şiir hatırlıyorum. Artık olduğu gibi içini samimi olarak söylüyor.
İmanı var ama sarhoş...
Muhterem kardeşlerim!
Demek ki kimseyi hor görmemek lazım. Hiç beğenmediğin, dış görünüş itibariyle günahlı bir durumda olduğu için sevemeyeceğin insanda bile iman olabilir. O da mü'min; ne sebeple o günaha bulaşmışsa bulaşmış...
Tabii günahı mâzur görmek mümkün değil, günahı sevmek mümkün değil, günah sevilmez. Ama günahkâra acımak lazım. Günahkârı günahtan kurtarmaya çalışmak lazım. Günahkâra kızmamak, acımak lazım. Her mü'minin; "Bu günahkârı şeytan kandırıyor, yazık! Bu hâliyle giderse cehenneme düşürecek, mahvedecek; aman bunu kurtarayım!" diye çalışması lazım.
İşte burada böyle kimselere de açıkça söyleyeceğimiz bir şey:
İman yetmiyor kardeşim. İmanın güzel ama güzel icraatın da olacak. Amel olacak, ilmiyle, bilgisiyle imanın gereği olan icraatı da yapacak.
İmanın gereği nedir?
Açık, kısa kısa özetlenmiş. Kitaplarda da teferruatlı bilgiler verilmiş.
Bir müslümanın namaz kılması lazım; kesin. Ama pek çok müslüman kılmıyor. Zenginse zekât vermesi lazım. Hacca gitmesi lazım. Oruç tutması lazım. Bazıları tutuyor da bazıları tutmuyor...
Mesela bu sefer çok hayret ettim: Burada bir kardeş vardı, söylediler; bu Ramazan'da oruç tutmamış. Vah yazık!..
Niye tutmadı?
Allah cezalandırmış ki orucu nasip etmemiş.
Bir insan bir orucu tutmuyorsa, bir ibadeti yapamıyorsa Cenâb-ı Hak onu cezalandırdığı için yapamıyor demektir. Çünkü sonunda cezaya çarpılacak. Onu yapmamakla cezaya çarpılmanın şartları oluşuyor.
Onun için, aslında hemen o zaman uyanması lazım. Ama şeytan, insanı bir yakaladı mı bir yerden, İslâm'ı sevdirtmemeye başlıyor. Önce ibadeti sevdirtmiyor. Ondan sonra biraz daha üstüne yüklenirsen, bu sefer seni sevmiyor, müslümanları sevmiyor, derken imanı sevmiyor, derken Kur'an'ı sevmiyor, derken mahvolup gidiyor... Kâfir, dinsiz, imansız olarak bir yerde hayatı noktalanıyor, mahvolup gidiyor...
Bir yakınım var diyor ki;
"Bir kadın var, başını örttü, kapandı; kocası başladı dövmeye..."Hani çağdaşlık? Hani kadınlara el kalkmazdı? Hani centilmenlik vardı? Hani kadın hakları vardı? Hani feminizm vardı? O kadının inancına göre başını örtmesi... Kocası olduysa kocası oldu, ne olmuş? Karışmaya ne hakkı var?
Dövüyormuş... Kur'ân-ı Kerîm'i yerlere atmış, üstüne basmış, hakaret etmiş. Tam kâfirlik! Kur'an'a da inanmıyor. Şeytan bak ne noktalara getiriyor. Hem insâniyetten çıkartıyor -çünkü karşısındakinin hürriyetlerine müdahale ettiriyor, barbarlık...- hem de ondan sonra Allah'ın kelâmını ayaklar altına aldırıyor. Aslında kendisini mahvediyor. O anda kendisi mahvoluyor, Allah'ın kahrına gazabına uğruyor.
"Çoluk çocuğu, bir de kızı var. O da babası gibi, o da annesine karşı."
Fesübhanallah! Bizim Türkiye'de ne oluyor ki insanlar şehit torunları, mü'minlerin evlatları, ahâlisinin %100'e yakın kısmı müslüman olan Türkiye'de ne hâle geldik!
Nereden böyle oldu?
Müstehcen dergilerden, gazetelerden, bozuk yayınlardan, yalan yanlış sözlerden insanlar ne noktaya getirilmişler. Bu da tabii, her konuşmacının vebali...
Birisi bir kadına diyor ki;
"Seni Allah affetmez, affetmeyecek! Bu günahlarından, suçlarından, yaptığın kötülüklerden dolayı cehenneme atacak!" diye bağırıyor.
Tabii kimi cehenneme atacağını Allah bilir, insanlar bilemez. "Böyle gidersen cehennemlik olabilirsin." Deriz ama öyle gideceğini de bilemeyiz. Sonunun nasıl olacağını Allah biliyor. Kimsenin kimseye "Sen cehennemliksin!" demeye hakkı yok.
Oyunu düzenleyen, filmi çeviren böyle düzenlemiş, böyle söyletiyor. "Allah seni cehenneme atacak!" Sen Allah'ın ona ne muamele yapacağını bilemezsin ki... Belki tevbe nasip eder, en son anda güzel bir hal ile cennetlik eder.
Bizim profesör büyüklerimizden, imtihanlarımıza, jürilerimize girenlerden bir tanesini sordum;
"Ne oldu falanca hocam?" diye.
Seccadesinden kalkmıyormuş, boyuna kaza namazı ödüyormuş.
Nasıl sevindim, nasıl hoşuma gitti! Zaten ciddi bir hanımefendi, alim bir üniversite hocasıydı. Çok memnun oldum, dualar ediyorum, Allah razı olsun.
İnsanlar değişebilirler.
Onun ona; "Sen cehennemlik olacaksın!" demesi doğru değil.
Ama yazar bu sefer de cevapta diyor ki;
"Zaten ben Allah'ın rızasını ummuyorum, cenneti de istemiyorum, cehennemden de korkmuyorum!"
Bu da küfrü, bir oyunun içinde insanların, seyredenlerin, duyanların kafasına sokmak demek. Bu da çok yanlış bir şey!
İnsan cenneti, mutluluğu, âhireti, âhiretteki ebedî saadeti istemezse; dünyada güzelliği, adaleti, mutluluğu istemezse o insan mahvolmuş demektir. Böyle bir yürek, böyle bir zihniyet, reklamı yapılacak bir zihniyet değil!
Ama maalesef böyle oyunlarla, romanlarla, filmlerle insanların kafası bozuluyor; sonunda insanlar birbirlerine hücum eden, döven, kıran geçiren, ezen, -barbarlaşıyorlar- kötü insanlar oluyorlar. Bu da toplumun bir problemi.
Mesela Avustralya toplumunda, bir adam bir kadını dövsün. Bütün Avustralya hükümeti peşine düşer! Adamı cezalandırırlar. Bir defa döver, polise şikâyet [edildi mi] ikincide dövdüğünün haberi gelirse hapse atarlar. Kesin!
Ama Türkiye'de dövülüyor, sövülüyor, hakarete uğruyor, çok çeşitli haksızlıklar yapılıyor... Âdet olmuş. Hatta kendisine haksızlık yapılan da sesini çıkartmıyor, hakkını da aramıyor. Acayip bir şey! İçtimâî terbiyemizde çok eksik taraflar var.
Allah'ın sevdiği işleri yapmaya çalışın ki Allah size sevgisini ihsan etsin. Hakikî dostları arasına sizleri, bizleri, cümlemizi kabul etsin. İki cihan saadetine cümlemizi erdirsin.
Esselâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû.
05.01.2001 -
İman ve Namaz
05.01.2001 -
İman Gönülde Allah
