05.09.1997 - Fayda Sağlamanın Çeşitleri, Tasavvuf, Cömertlik

05.09.1997 - Fayda Sağlamanın Çeşitleri, Tasavvuf, Cömertlik
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
Biz faydayı üçe ayırıyoruz. "Bizim grubumuz, İskenderpaşa Cemaati zümresi olarak üç çeşit fayda var." diyoruz. Yaptığımız faaliyetleri bu üç faydayı düşünerek yapıyoruz.
Birinci fayda, maddî faydadır.
Açsa doyurursun. Bu maddî fayda, bir.
İkinci fayda ictimâî fayda.
Bazen; "Bir faaliyeti yapalım mı, yapmayalım mı?" diye düşünüyoruz. Yapacağız, çok masraf olacak, çok para harcanacak.
Ne yapalım?
Para harcanacak, para kazanmıyor, kurtarmıyor. Şimdiki tabirle, kârlılığa "rant" diyorlar. "Rantable" değil, "kâr getirici" değil. Verdiğinden fazlasını alamıyorsun, boyuna para gidiyor.
Mesela, radyo yayınlarımız... Bunlar masraf yiyen müesseseler... Ama biz düşünüyoruz: Bunları dinleyen kardeşlerimiz memnun oluyorlar. Zevkle dinliyorlar, teşekkür ediyorlar. Telefon açıyorlar; "Allah razı olsun!" diyorlar. Eğitim oluyor, bilgi gelişmesi oluyor.
Bizim müesseselerimiz bir mektep, bizim müesseselerimiz bir ekol. Elhamdülillah bizim yolumuz başkalarına ışık tutan, gündemi meydana getiren bir ilim, irfan kaynağı. Tabi para gidiyor ama biz bunu yapıyoruz. Çünkü burada ictimâî faydalılık var. Masraf var, zahmet var, ama ictimâî bakımdan faydası var. Bu da ikinci fayda.
Bir de üçüncü fayda var, en yüksek fayda da bu:
Manevî fayda, yani sevap. Bir şeyi yapıyorsun, masraf oluyor, elden para gidiyor, paralar tükeniyor, geriye gelen kârı yok. İctimâî bir kârlılık da yok ama yaptığın zaman sevap var. İşte o sevaplı işi de yapmak lazım.
Hatta sevabı kazanmak için insanlar ne yapıyor, dedelerimiz ne yaptılar?
Canlarını verdiler.
İnsanın en kıymetli, en aziz varlığı candır, onu da verdi mi nesi kalacak? Bir şeyi kalmıyor. İnsan canını veriyor.
Neden?
"Sevabı kazanacağım, şehit olacağım, cennetlik olacağım!" diye.
Siz bu imanı kaldırın bu milletten, bak ne savaşır, ne hayır yapar, ne işe yarar, ne hayırlı olur. İnsanı hayırlı insan yapan işte bu iman, İslâm'ın bu duygusu. Şimdi bazıları belki bunu saflık olarak düşünüyor.
"Canım bu yirminci yüzyılda herkes menfaatini düşünürken bunlar da tutmuşlar, Allah'ın safları, hacı babalar, hoca efendiler kesenin ağzını açmışlar, boyuna masraf ediyorlar, hiçbir kârlı tarafı yok bu işin." diyorlar.
Hatta sonunda zahmetler var, meşakkatler var. Neden?
"Sevap var." diye.
Onun için aziz ve muhterem kardeşlerim!
Müslümanlara maddeten faydalı olmaya çalışın, ictimâî yönden faydalı olmaya çalışın, mânevî bakımdan faydalı olmaya çalışın, sevap kazanmaya çalışın.
Evliyâullah, büyük alimler, büyük mutasavvıflar tasavvuf denilen güzel ahlâk yolunun, cennet yolunun, evliyâlık yolunun çeşitli tariflerini yapmış. Bunları kitaplarının başında toplamışlar.
Tasavvuf hakkında bilgi veren bir kitabı aldığınızda mutlaka bilin ki başında birinci bölümü "Tasavvuf nedir? Tasavvufun tarifi nasıldır?" gibi bir şeyle başlar.
Tasavvufun çeşitli tarifleri var. Bu, Mevlânâ'nın yolu, bu Yunus'un yolu. Bu, mübareklerin hâli. Tarihteki herkesin kalbini kazanmış insanlar bu yolda gitmişler.
Nedir bu tasavvuf yolu?
Büyüklerden bir tanesi şöyle tarif etmiş:
Tasavvuf yâr olup bâr olmamaktır.
Gül-i gülzâr olup hâr olmamaktır.
Bakın ne kadar güzel; hem şiir hem de ne kadar fedakârlık ifade ediyor, ne kadar diğerbînlik ifade ediyor. Ne kadar asil bir duygu.
"Tasavvuf yâr olup, bâr olmamaktır."
Tasavvufta dostluk var, yar olmak var, dost olmak var, sevmek var, arkadaş olmak var, komşu olmak var, yâr olmak var; ama bâr olmak yok!
Bâr ne demek?
Farsça'da "yük" demek.
Mesela bâr-ı girân diyoruz; eski şiirlerde geçer. Bâr-ı girân, "ağır yük" demek.
Yâr olmak var, bâr olmak yok. Bir insan mutasavvıfsa, dervişse, tasavvuf ahlâkını kazanmışsa, tasavvuf terbiyesini almışsa, yük olmayacak. Başkasının sırtından geçirmeye kalkışmayacak, başkasını sömürmeyecek. Başkasının menfaatini sömürmeye kalkmayacak. Parazit olmayacak, asalak olmayacak, yük olmayacak. Aksine başkasına fayda verecek.
Tasavvuftaki bu anlayış nerden çıkmış?
Bu tasavvuf da nereden çıkmış?
Bazıları diyor ki;
"Peygamber Efendimiz zamanında tasavvuf var mıydı?"
Vardı tabi!
Bakın bu hadîs-i şerîf, mutasavvıfların kaynağı. Mutasavvıflar onun için "yâr olup, bâr olmamayı" düşünmüşler.
"Sizden biriniz, bir müslüman kardeşine faydalı olmaya güç yetirebiliyorsa faydalı olsun."
İşte Peygamber Efendimiz faydalı olmayı tavsiye ediyor.
Demek ki hadîs-i şerîfte tasavvuf var, Kur'ân-ı Kerîm'de tasavvuf var, İslâm'da tasavvuf var ki bu hadîs-i şerîfin uygulaması mutasavvıfta; "Yâr olup, bâr olmamak" diye tezâhür etmiş.
Tekke yapmış, aş çıkarıyor, fakirler yiyor. Fakirler yiyor da; yiyen sofraya oturuyor, yiyor, doyuyor, "elhamdülillah" diyor da, "Bu değirmenin suyu nereden geliyor?" diye hiç düşünmüyor. Halbuki sen dışarıda bir yere git de, bir öğün yemeği bedava ye. Yiyemezsin, vermez, parasını ister. Yersen garson başına dikilir, "şu kadar para" der, bir fatura getirir.
Bu karşılıksız vermek nerede?
Tasavvufta.
Halbuki veriyor, daima faydalı oluyor, yük olmamayı amaçlıyor. İyilik yapıyor, iyiliğini saklamayı amaçlıyor.
Nice nice büyük zenginler var, dervişler var, milyoner, milyarder... Yoksulları evlendiriyor, gelinlerin çeyizlerini hazırlıyor. Fakirlere iş sahası buluyor. Dükkanından metrelerle kumaşlar, her gelene veriliyor. Her türlü hayır yapılıyor.
Bunları hiç nazar-ı dikkate almıyor da, "Falanca adam şöyle etmiş, filanca adam böyle etmiş." diye iki tane uydurma misali alıp, mübarek tasavvuf yoluna, takvâ yoluna, ihsan yoluna, iman yoluna, ihlâs yoluna çatıyor.
"Tasavvuf yâr olup, bâr olmamaktır."
Dost olacak, yük olmayacak. Aksine kendisi kesesinin ağzını açacak, yardımcı olacak, faydalı olacak. Eğer parası yoksa bedenen hizmet edecek. O da beden cömertliği.
Cömertlik üç çeşit diyor büyüklerimiz:
1.Mal cömertliği.
Malın vardır, götürürsün fukaraya verirsin.
"Aferin, bak şu kadar çuval verdi, şu kadar paralar, milyonlar verdi. Falanca aile fakirdi de zenginin birisi geldi, onlara mütevazı bir ev alıverdi.
"Otur burada kardeşim, bize de dua et." dedi.
Ha, bak mal cömertliği.
2.Ten cömertliği.
Adamın parası pulu yoktur da hizmet ehlidir. Yoksuldur ama İslâm'a öyle güzel hizmet eder ki veya evliyâullaha, büyüklere, mübareklere, hastalara öyle güzel hizmet eder ki aklın durur. Hayran olursun; "Bak, maşaallah ne kadar güzel hizmet etti." Dersin
Mesela ihvanımızdan bazıları bizim rahmetli valide hanıma yıllarca Allah rızası için ne kadar güzel hizmetler ettiler. Baktılar, yıkadılar. Duasını aldılar, sevap kazandılar.
Demek ki bazen de hizmet, vücutla koşuşturmak da bir çeşit cömertlik. Buna da "ten cömertliği" deniliyor. Mal cömertliği, ten cömertliği. Vücudunu hizmete vakfediyor, koşuşturuyor. Çarşıdan, pazardan alıyor veya ortalığı silip süpürüyor veya bir işi görüyor. İş görecek, koşturacak insana da ihtiyaç var
Demek ki ten cömertliği de gerekli. Birinci cömertlik mal cömertliği, ikinci cömertlik ten cömertliği.
3.En yüksek cömertlik, can cömertliğidir.
Şehitlerin cömertliği. Şehit Allah yoluna canını veriyor, en kıymetli varlığını, canını veriyor. Bir gül bahçesine girercesine savaşa giriyor, al kanlara boyanıyor. Ondan sonra yerlere yatıyor, ruhu cennete uçuyor. İlk damlası yere damlarken cennetteki makamı gösteriliyor, cennetlik oluyor. Gülerek gidiyor, gül bahçesine girercesine âhirete gidiyor; o da can cömertliği tabi.
İman etmeyen kaçar. İman etmeyen askerden kaçıyor, kaytarıyor. Kendisini hasta gösteriyor, çaresini buluyor. Rüşvet veriyor, allem ediyor kallem ediyor, sahte rapor alıyor. Ama mü'min insan canını vermeye koşturuyor. "Allah yolunda severek gidiyor. O da can cömertliği.
Aziz ve muhterem kardeşlerim!
Allahu Teâlâ hazretleri âhirette onları çok memnun ediyor. İmanlı olanlar bunların kıymetini anlar. İmanlı olmayan anlamıyor ve çatıyor. İslâm'a çatıyor, imana çatıyor, müslümana çatıyor. İslâm'ı söndürmeye çalışıyor, imanı söndürmeye çalışıyor.
Bu neye benzer?
Aydınlık bir yerde, yeri karanlık hâle getirmek için ışığı söndürmeye benzer. Kışın yanan, ısıtan bir kaynağı söndürüp herkesi dondurmaya benzer. Yağmuru engellemeye benzer. Yağsa ortalık yeşerecek, yağmayınca kuraklık oluyor. Bitkiler sararıyor, hayvanlar susuzluktan ölüyor. Kimisi Allah için çalışıyor, kimisi de şeytanın hizmetinde. Allah şerlilerin şerrinden korusun.
Allah sizi evliyâ eylesin. Cennetiyle, cemâliyle, sevdikleriyle haşreylesin. Sevdiklerinizi de sizin yanınızdan eksik etmesin. Çoluk çocuğunuzla, ana babanızla, dost ve akrabalarınızla beraber; cennetiyle, cemâliyle müşerref eylesin, aziz ve sevgili kardeşlerim!
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh.
05.09.1997 -
Hayra Vesile Olmak,
05.09.1997 -
Din Kardeşine Yardım
