05.12.1997 - İnsanın Yaratılış Gayesi, Gafilin Ölümü, Bu Çağın Putları, Allaha Hakkıyla Kulluk

05.12.1997 - İnsanın Yaratılış Gayesi, Gafilin Ölümü, Bu Çağın Putları, Allaha Hakkıyla Kulluk
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh.
Allah hepinizden razı olsun.
Beni okuduğum zaman ürperten bir âyet-i kerîmeyle başlamak istiyorum. Allahu Teâlâ hazretleri Kur'ân-ı Hakîm'inde buyuruyor ki;
E fe-hasibtüm ennemâ halâknâküm abesen ve enneküm ileynâ lâ türcaûn.
Bu bir soru cümlesi ama çok müthiş bir soru, insanı dehşete düşüren bir soru!
E fe-hasibtüm. "Siz sandınız mı ki?" Ennemâ halâknâküm abesen. "Biz sizi boş yere, anlamsız, gayesiz, boşuna yarattık?" Ve enneküm ileynâ lâ türcaûn. "Ve siz bize dönmeyeceksiniz?"
"Kara toprağa gömülünce çürüyüp toprak olacaksınız, orada kalacaksınız. Allah'a dönmek, Allah'ın huzuruna varmak yok mu sanıyorsunuz ey inançsızlar, ey insanlar, ey henüz imanın zevkine, keyfine varamamış, dünyayı, âhireti anlayamamış gafiller, cahiller?! Biz sizi boşuna mı yarattık sanıyorsunuz? Hayır, durum öyle değil!" mânasına bir âyet-i kerîme.
Aziz ve sevgili kardeşlerim!
Bu hayatın içindeki olayların çeşitliliği bizi ne kadar oyalasa da, meşguliyetler bizi ne kadar aldatsa da, keyifler, zevkler, eğlenceler bizi ne kadar uzaklaştırsa da hayatın en mühim gerçeklerinden birisi bu:
Bu dünya hayatı fâni ve muhakkak herkes burayı bırakacak ve âhirete gidecek.
İnsanoğlu abes yaratılmamıştır, boş yere yaratılmamıştır. Yaratılışın gayesi, hikmeti vardır. İnsanoğlunun sorumluluğu, mükellefiyeti vardır. Kendisine bu hayatında yaptığı işlerin hesabını verme zamanı, yeri vardır; Mahkeme-i Kübrâ vardır.
Allahu Teâlâ hazretleri insanları yaptıklarından dolayı âhirette hesaba çekecek; yaptıkları iyi veya kötü şeyleri hesaba çekecek. Mâlik-i yevmi'd-dîn; mükâfatların, cezaların, karşılıkların verildiği günün sahibi Allahu Teâlâ hazretleri, âlemlerin Rabbi... Hepimiz O'nun huzuruna varacağız ve bu dünya hayatında yaptıklarımızdan dolayı hesap vereceğiz. Defterler açılacak, kayıtlar ortaya dökülecek, şahitler getirilecek, Mahkeme-i Kübrâ'da insanlar bu dünyada yaptıkları iyi şeylerin, zerre kadar küçük, az bile olsa mükâfatını görecekler; yaptıkları kötülüklerin de cezasını çekecekler.
İnsanlar bu gerçekleri göremiyor. Bir bakıma insanlar uykuda...
en-Nâsu niyâmun. "İnsanlar uykudadırlar, uyumaktadırlar." Ve izâ mâtû intebehû. "Ölünce gözleri açılacak, o zaman anlayacaklar."
"Ölünce her şey bitecek." diye düşünür bazı kimseler, "Biz toprak olacağız." diye düşünürler ama ölünce gözleri açılacak. Şu anda uykudalar, uyurgezer gibi, gözleri açık, etrafa bakıyor gibi görünüyorlar ama uykudalar, öldükleri zaman anlaşılacak.
Ne olacak o zaman?
İkinci bir âyet-i kerîme var. Yine müthiş bir âyet-i kerîme!
Hiç gönlümüzden silinmemesi gereken bir mâna... Her zaman bunu düşünmeliyiz, her hareketimizi bunlara göre yapmalıyız. Allahu Teâlâ hazretleri buyuruyor ki;
Hattâ izâ câe ehadehümü'l-mevtü kâle rabbi'rciûn.
Gafil, cahil, imansız, hayatını zayi etmiş, boşuna harcamış, imtihanı kaybetmiş, iyi değerlendirememiş bir insana ölüm geldiği zaman ne yapar?
Uyanır.
Kâle rabbi'rciûn. "Yâ Rabbi, beni bu ölüm anından geriye döndür. Âhiret âlemine geçirme; dünya hayatına, geriye döndür!"
Leallî a'melü sâlihan fîmâ terektü. "Geride bıraktığım o âlemde, beni oraya tekrar geri döndürürsen salih ameller işlerim, iyi işler yaparım inşaallah." der. Kellâ. "Asla!"
Allahu Teâlâ hazretleri onun böyle demesi ihtimalini reddediyor. Böyle diyen bir insanın arzusunun kabul edilme ihtimali olmadığını beyan ediyor. Ölüm geldiği zaman tehir olmaz. Ölümden sonra da geriye dönüşü olmayan âhiret hayatı başlıyor.
İnnehâ kelimetün hüve kâilühâ. "O bir boş sözdür ki..."
İşte o onu söylüyor, "Döndür yâ Rabbi dünyaya" diye söylüyor ama;
Ve min verâihim berzahun ilâ yevmi yüb'asûn. Ba'sü ba'de'l-mevt oluncaya kadar, yani bütün kâinatta ölmüş olan insanlar kıyamet koptuktan sonra -ve'l-ba'sü ba'de'l-mevti hakkun, ölümden sonra dirilmek hak ya- işte o zaman dirilinceye kadar artık aralarında bir berzah, geçilemez bir mânia, bir set vardır; o bu lafı söyler ama o sözün kıymeti yoktur.
Hatta başka bir âyet-i kerîmede Allahu Teâlâ hazretleri böyle diyen insanların durumunu bildiriyor bize, buyuruyor ki;
Eğer dünyaya tekrar dönse yine bildiğini okur; eski hayatı gibi yaşar. Yine gafil, yine cahil, yine kâfir, yine müşrik, yine münafık, yine keyfinde, zevkinde, yine nefsin, şeytanın esiri...
Kara sevdada yeler bî-ser ü bî-pay gönül.
dediği gibi Osmanlı şairinin, boş arzular, hayallerin peşinde yine ömrü zayi eder. Yani durum değişmez.
Neden?
Çünkü bu sırrın çözümü İslâm'da. Bu kapının açılmasının anahtarı imanda. İnsan iman ettiği zaman ancak bu meseleyi çözebilir. İmanına göre yaşadığı zaman pişman olmayan bir ömür geçirir. Ve mü'min-i kâmil olarak, amel-i sâlih işleyerek ömür geçirdiği zaman, o zaman âhireti ister. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretleri gibi ölümünü düğün gibi görür, "Şeb-i Arûs" der, "Ah... Hiç olmazsa bu gece Rabbime kavuşsam..." diye ölmeyi her gece temenni eder. "Ölsem de Rabbime kavuşsam..." diye kara toprağa bir gül bahçesine girercesine girer, arslanlar gibi düşmanın üstüne atılır. Bu işte mü'minin şânı; imanlı, ihlâslı insanın hâli.
Aziz ve sevgili kardeşlerim!
Bize Allahu Teâlâ hazretleri bu dâr-ı dünyada ne emrediyor?
Kulluk emrediyor.
Kulluk nedir? Allah'a ibadet ve kulluk etmek nedir?
Allah'ın emirlerini tutmaktır. Çok kolay bir iş, çok basit bir mesele. Herkesin; çobanın, işçinin, cahilin, yaşlının, gencin, kadının, erkeğin, köylünün, şehirlinin anlayacağı bir şey: Allah'a itaat etmek, Allah'a isyan etmemek.
İtaat etmek için Allah'ın emirlerini, ahkâmını bilmek lazım.
Kur'ân-ı Kerîm ne buyuruyor? Dîn-i mübîn-i İslâm bizden neyi istiyor? Hayatı nasıl geçirmeliyiz, nasıl hareket etmeliyiz? Hayattaki tehlikeler nelerdir? Bu hayatta başarısız olmanın sebepleri nelerdir?
Kur'ân-ı Kerîm ve din, İslâm dini başarısızlığın sebeplerini de söylüyor, aldanmanın sebeplerini de söylüyor, insanı nelerin aldattığını beyan ediyor.
Hayât-ı dünya insanı aldatır. Keyifler, zevkler, eğlenceler, paralar, pullar, bankalardaki hesaplar, birikmiş servetler, köşkler, saraylar, havuzlar, bahçeler, salkım salkım meyveler... İşte bunlar insanları aldatır. Dünya aldatır. Dünyanın kendisi aldatıcı. Çünkü dünyaya baktığı zaman, sevdiği zaman gönlü ona takılır, onunla oyalanır.
Hocamız, rahmetullahi aleyh, Mehmed Zahid Kotku Efendi hazretlerinin çok söylediği bir söz vardı. Ben dedim ki;
"Bir yerde çok güzel manzaralı bir arsa varmış."
Gözümün içine bakmıştı, şöyle bir mısra söylemişti Hocamız rahmetullahi aleyh:
"Fâni dünya hoştur amma âkıbet mevt olmasa."
Bu fâni dünya hoştur ama arkasında ölüm var, ölümden sonra bir de Mahkeme-i Kübrâ var. Öyle olmasa, kâfirler, imansızlar, inançsızlar, gayrimüslimler gibi o zaman "Acaba Havai adasına mı gitse, yoksa Florida sahillerine mi gitse? Miami'de mi, Nice'de mi tatil geçirse? Kış sporları mı yapsa, yazın denizde [sörf mü] yapsa?" vesaire, keyfine bakacak.
Fâni dünya hoştur ama arkası ölüm. Ölümden sonra da hesap, Mahkeme-i Kübrâ, insanı terleten ve hiçbir noktası boş kalmayan bir imtihan...
Hayatını nasıl geçirdin? Gençliğini nasıl geçirdin? Sıhhatini nasıl geçirdin? Paranı nereden kazandın, nereye harcadın?
Bunlar çok önemli.
En güzel yeri Haremeyn-i Şerifeyn; Mekke-i Mükerreme, Medine-i Münevvere dünyanın en güzel yeri. Çünkü burada hakikaten ibadetlerin tatlı tatlı ve çok yoğun bir duygusal birikim içinde yapılması mümkün oluyor. Şahane oluyor. Onun için Allahu Teâlâ hazretleri bizi bu Haremeyn-i Şerifeyn'den ayırmasın.
Bir insana serbest olarak sorulsa;
"Sana imkân veriyoruz, dünyanın neresinde oturmak istersin? Yani dağ başlarını mı istersin? Orman kenarlarını mı istersin? Nehir mi geçsin arazinden? Yoksa adada mı olmak istersin? Hangi manzaralı yeri istersin?" dense;
"Mekke-i Mükerreme'yi arzu ederiz, Medine-i Münevvere'yi arzu ederiz." demesi lazım insanın.
Allahu Teâlâ hazretlerinin emirlerini insanlara bildirmek için çırpınmışlar. İnsanları kurtarmak için çalışmışlar, imana davet etmişler. Küfre saplanmamalarını, onun felaket olduğunu beyan etmişler, putları kırmalarını söylemişler.
Biz onları tarih kitaplarından okuyunca, "Bu Araplar cahiliye devrinde putlar yapmışlar, tapıyorlarmış. Vah vah, ne kadar ibtidaî bir zihniyet..." diyoruz. Dünyanın başka yerlerini de biliyoruz. Hindistan'da çeşit çeşit putlar, Çin'de putlar, Afrika'da putlar, Mısır'da putlar, Batı'da putlar. Ama insanoğlu, içinde ve gözünün önünde birtakım mânevî putlar olduğunu göremiyor, maalesef... Eskiyi ayıplıyor ama kendisi de ayıpladığı durumun içinde.
Mesela dünya bir put; kimisi dünyaya tapıyor. Mevki makam bir put; mevkiye, makama tapıyor. Kimisi paraya tapıyor. Yani evliyâullahın "Taptığınız ayağımın altında." dediği para pul, altın, gümüş, kazanç, gelir; kimisi ona tapıyor. Kimisi alkışı seviyor. Kimisi nefsinin esiri veyahut kulu, yani nefsine tapıyor. Kimisi şeytanın esiri ve kulu,yani şeytanın karşısında el pençe divan durmuş; o mel'un, kuyruklu, boynuzlu şeytan emrediyor, emrettiğini anında yapıyor, bir dediğini iki etmiyor. Allah şeytanın şerrinden herkesi korusun. Temenni ediyoruz ki herkes cennete girsin, dünyada hiç kimse cehenneme düşmesin. Ama insanların içinde cennete girecekler, bir siyah sığır derisi üzerindeki tek beyaz bir kıl kadar az.
Bu neyi gösteriyor?
İnsanların büyük bir kısmının, kâhir bir ekseriyetinin, çok büyük bir çoğunluğunun gerçekleri göremediğini gösteriyor. Yani bu kadar akıllıyız diyor insanlar, bu kadar alet yapıyor, dünyada bu kadar kendisine refah, rahat yaşam sağlıyor, fezalara, göklere cihazlar gönderiyor, denizlerin dibine dalıyor, mağaraların içine giriyor, yerin altını kazıyor, servetleri çıkartıyor, kıymetli madenleri, maddeleri, taşları çıkartıyor ama bu kadar akıllı insan Rabbini bulamıyor, Rabbine kulluk edemiyor ve âhiretini mahvediyor. Çok büyük bir yanlışlık!
Mü'min olanları tebrik ediyorum.
Tebrik ederim ki gerçeği görmüşler, elhamdülillah -müslüman olanları- iman yolunda yürüyorlar. Tabi mü'min olan deyince, iman da umumi mânasıyla inanmak, "Ben inanıyorum ki şu şöyle." şeklinde değil. İnanmanın da doğru olması lazım. Yanlış bir şeye inanıyorsa kıymeti yok.
Yetmiş iki millet dahi, elin yüzün yumaz değil.
İslâm'dan başka bir sürü bâtıl grup var, insanlar var; onlar da ellerini, yüzlerini yıkıyor, duş alıyor, şampuanlar kullanıyor, vücutlarını, saçlarını tertemiz yıkıyorlar. Artık bu asrın, çağdaş yaşamın ayrılmaz bir parçası oldu; her gün yıkanmak, giyinmek, donanmak, taranmak, kokular, spreyler, koltuk altları, vücudun güzel kokularla donanması, her şeyi yapıyorlar. Ama Allahu Teâlâ hazretleri gerçekleri görmeyi nasip etsin. Doğru imana sahip olmayı nasip etsin.
"Ben de inanç sahibiyim. Ben de Allah'ın varlığına inanıyorum…"
Adama;
"Müslüman ol. Allah'ın emirlerini tut." diyorsun;
"Tamam kardeşim, ben de inançlıyım." diyor.
Yetmez! "İnançlıyım." diyor, sanıyor ki inançlı olması yetecek. Aldatıcı bazı şeyler de duymuştur çevresinden, bizim ilerici gazetelerden, dini bilmeyip de ibadette kaytarmak isteyen kıvırtıcı adamlar "Canım, kalbin temiz oldu mu yeter." diyorlar. Adam diyor ki;
"Benim kalbim temiz."
Nereden belli?
Kalbinin temizliği insanın hareketlerinden, davranışlarından, amaçlarından, hayatta yöneldiği gayelerden belli olacak. Başkasını aldatmakla kalp temiz olur mu? "Kalbim temiz" diyen insanların hepsini tıkın bir kışlaya; teker teker hayatlarını inceleyin, yaptıkları faaliyetleri konu komşuya, ailesine sorun bakalım, kalbi ne kadar temizmiş, niyeti ne kadar temizmiş...
Onların hepsi kuru laf!
İnsan mü'min olacak, mü'min-i kâmil olacak, müslüman olacak. Lâ ilâhe illallah diyecek, Allah'tan gayriye tapmayacak.
Allah'tan gayriye tapmamak derken; nefse de, şeytana da, dünyaya da, paraya da, mevkiye makama da tapmayacak; hakkı söyleyecek.
Öyle kardeşlerimiz var ki hakkı söylemek için hayatı zehir oluyor. Hakkı söylemiş, hayatı zehir olmuş ama hakkı söylemekten geri durmamış, alnı açık. Tarihte de böyle; en zalim kimselerin karşısında hak sözü söylemişler. Hakkı söylemekten, hakkı işlemekten geri durmamak lazım. Zalime "Dur!" demek lazım. Mazlumun yardımına koşmak lazım. Allah'a ibadet sadece namaz demek değildir, ibadetlerin çeşitleri sayılamayacak kadar çoktur.
Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizi ibadetinin her çeşidinde, Allah'a itaatin her yönünde başarılı eylesin. Her hususta Allah'a itaat etmeyi, emrini tutmayı, yasaklarından kaçınmayı nasip eylesin.
Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulu olarak varmayı nasip eylesin. Cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin.
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh.
06.01.1985 -
Hadis Nakletmenin İnceliği,
05.09.1997 -
Yardımlaşmak, 3 Çeşit
