06.03.1998 - Cuma Namazının Önemi

06.03.1998 - Cuma Namazının Önemi
Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühü.
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri;
Allah hepinizden razı olsun...
Dinimiz topluluk dinidir, toplum dinidir. Topluma çok önem verir. Tabii hepinizin duyduğu bildiği bir gerçek var ki, iman kişiseldir. İnsanın kendi şahsı ile ilgilidir, kalbiyle ilgilidir. İbadetler de öyle, kul ile Allah arasındadır. Fakat bir taraftan da İslâm dini topluma çok değer verir ve toplumu çok kayırır, kollar. Müslümanları topluma faideli, yararlı işler yapmaya sevkeder. Topluluğu teşvik eden, topluluğu sıhhatli, sağlıklı eden her şeye sevap koyar. Toplumu dağıtan, perişan eden, parçalayan şeyleri de yasaklar.
İslâm toplumsal tarafı çok kuvvetli olan bir din. Başka dinlerle mukayese edilemeyecek kadar üstün. Biliyorsunuz namazlar cemaatle kılındığı zaman, mahalle mescidinde yirmibeş-yirmiyedi misli sevap ama, cuma kılınan büyük mescidlerde elli misli sevap... Kırlarda, kırsal alanda bir kimse ezan okuyup, kamet getirerek kılarsa elli misli sevap... Kuds-ü Şerif'te kılınırsa, beşyüz misli sevap... Medine-i Münevvere mescidinde kılarsa, bin misli sevap... Mekke-i Mükerreme'de Mescid-i Haram'da kılarsa, yüzbin misli sevap... Böyle sevaplar var. Bunlar topluluğu teşvik eden şeyler...
Tabii bir de namazları cemaatle kılmanın ötesinde, haftada bir toplanılıyor, cuma namazı oluyor. Cuma namazının öbür namazlardan bariz bir farkı var, açık seçik bir fark... Hutbe var. Hutbe de farz. Hutbenin dinlenmesi lâzım, hutbe esnasında konuşulmaması lâzım! Hutbeden önce camiye gelmek lâzım! Hutbe esnasında birisi konuşurken, ötekisi "sus!" dese bile cuma sevabı elinden kaçıyor.
Demek ki ayrıca cuma namazında; halka dinî bilgiler vermek, İslâm'ı anlatmak, güncel meseleleri, dinî meseleleri konuşmak fırsatı çok kuvvetli bir şekilde verilmiş. Çok güzel bir nizam, çok güzel bir düzenleme... Allah-u Teàlâ Hazretleri, müslümanlar her işlerini konuşa görüşe halletsinler diye ne kadar güzel nizamlar koymuş. Dinimizin ne kadar güzel düzenlemeleri var.
Cuma çok önemli... Hatta Peygamber SAS Efendimiz hadis-i şeriflerde cumanın kılanması gerektiğini çok kuvvetle emrediyor, tavsiye buyuruyor. Bu hususta meselâ Câbir r.a’den bir hadis-i şerif. Ahmed ibn-i Hanbel, Neseî, İbn-i Mâce gibi kaynaklarda var.
Men terakel-cumuate selâse merrâtin mütevâliyâtin min gayri darûratin tabaallàhu alâ kalbihî.
"Kim cuma namazını peş peşe, arka arkaya üç defa terkederse..." Bu cuma kılmamış, hemen onun arkasındaki cuma yine kılmamış, onun arkasındaki cuma yine kılmamış -mütevâlî olarak, peş peşe olarak- min gayri darûretin “zarûret, mecburiyet, elinde olmayan sebepler, maniler filân yok iken, eğer üç cumayı terkederse..." ne olur? Tabaallâhu alâ kalbihî "Allah onun kalbini mühürler, kapatır." Kalbi, gönlü çalışmaz, işlemez hale gelir. İnsanın iç âlemi kararır, manevî bakımdan mühürlenir, kapatılır, çalışmaz hâle gelir.
Tabii insanın ömründe askerlik var, yolculuk var, hastalık var, diğer başka maniler olabilir... Cuma kılamama durumları olabilir. Onun için birinci hadis-i şerifte mütevâliyen, yâni peş peşe üç cumayı kılmazsa dendi. İnsanın ömründe kılmadığı cumalar üçten fazla olabiliyor. Ama peşpeşe kılmaması bu hususta gevşek olduğunu veyahut bu hususta inancının olmadığını veyahut cumaya önem vermediğini gösteriyor. O çok mühim bir gösterge! O zaman kalbi mühürleniyor.
Neden?.. Çünkü İslâm toplum dini. Müslümanlar beş vakit namazını da camide kılarsa sevabı çok ama, haftada bir cuma günü muhakkak cuma namazına gelecek.
İslâmî meseleleri beraber birbirlerine anlatmış olacaklar ve müslümanlar böylece toplumlarını ilerletecek, geliştirecek bu anlaşılıyor.
Memurlar tayin edilmiş namaz kıldırma memuru. Cuma namazını imam ve hatip filânca kıldırsın denmiş.
Tabii bu da caiz, bunun da olması doğru. Çünkü hiç kıldıracak kimse olmasa, cemaat gelecek camiye, açıkta kalacaklar. Ağzı laf yapan, İslâm'ı bilen bir kimse olmayınca birbirlerine bakıp kalacaklar. O bakımdan birisinin tayin edilmesi doğru. Eskiden beri, ecdâdımız zamanında da böyle bir tayin yapılmış. Ama aslında namaz tayin işi değildir, gönül işidir. Herkesin boynuna borçtur. Bunu ne kadar yüksek mevkii olan insan kıldırırsa, halka etkisi o kadar fazla olur. Tabii halk da karşısında her şeyi bilen, yüksek terbiyeli bir insanın konuştuğunu görünce; Arapça bir söz var. Ennâsü alâ sülûki mülûkihim denmiş. Edebî üslûpla, güzel bir söz, atasözü gibi. "İnsanlar meliklerinin, âmirlerinin, başkanlarının, yöneticilerinin yolunca gider." Onlar iyi olursa onlar da onun arkasından iyi yere gider, kötü olursa kötü yola giderler. Âmir iyi olursa, insanları iyi yola çekmenin sevabını alır.
Onun için Peygamber Efendimiz İslâm'ı Arabistan yarımadasındaki insanlara anlattıktan sonra, çevredeki devletlere de elçiler ve mektuplar göndererek, İslâm'ı onlara da anlattı ve onları İslâm'a davet etti. Heraklius'a, Sasânî imparatoruna, Habeş imparatoruna, Mısır hâkimine, Bahreyn hâkimine, her tarafa elçiler göndererek, mektuplar yazarak İslâm'ı anlattı ve onları İslâm'a çağırdı. Bu mektupları Muhammed Hamidullah Bey tarih kaynaklarından çıkartarak, El-Vesâiküs-Siyâsiyye diye neşretmiştir.
Peygamber Efendimiz'in şöyle buyurduğu naklediliyor. Muhatabı olan hükümdara diyor ki:
Eslim "Müslüman ol” teslem “selâmete erersin.” Hem dünyada sâlim olursun hem ahirette cennetlik olursun, selâmete erersin, ebedî saadete erersin. Yu'tikâllahu ecrake merrateyni “Allah sevabını sana kat kat, katmerli olarak verir.” Bir senin kendinin müslüman olma sevabın, bir de sana bakıp, sana tâbi olduğu için senin peşinden gelip müslüman olanların sevabı. Onları da kazanırsın."
Yöneticilerin böyle kâr elde etme imkânları var. Kendileri iyi müslüman olur da, başkalarını da İslâm'a çekecek güzel bir yönetim uygularlarsa ne olur? Onların sevabını alırlar. Meselâ bazı daireleri hatırlıyorum; oralara camiler yapıldı. Memurlar uzak yerlere gidemiyorlar. Belki cumayı kaçıracaklar ama orada camiler yapıldı. Hem halk istifade etti hem de orada çalışan binlerce kişi, işçi, memur, âmir namazlarını kıldılar, cumalarını kıldılar. Ne kadar güzel!
Kapalı çarşıda, çok sevdiğimiz ihvanımızdan esnaftan bazı hacı amcalarımız vardı, baba dostlarımız vardı. Onları hatırlıyorum; terlikçi, patikçi, ayakkabıcı, mestçi vs. Esnaf... Namaz vakti oldu mu, hemen yanlarındaki namazgâha, mescide giderler, kılarlardı. Dükkanı kapatıp giderlerdi, tekrar gelip açarlardı. Bir saniye bile geçirmezlerdi. Müşteri gelse bile "namazdan sonra, lütfen o zaman gelin!" derlerdi. Namazı tehir etmezlerdi. Böyle bir insanın, yönetim imkânlarını değerlendirerek, başkalarının da ibadet etmesine sebep olması, büyük sevaplar kazandırır.
Meselâ ben hatırlıyorum: Erzurum Üniversitesi'nde o zamanın rektörü bir mescid yaptırmaya, büyük bir cami yaptırmaya başladı. Biz sonra nasip oldu, gittik orda cuma namazı filân da kıldık. Ne kadar güzel!.. Ortadoğu Üniversitesi'nde profesörler bu işe ön ayak oldular, yaptılar. Yurt dışından başka ülkeler yardımcı oldular. Bir teknik üniversitede böyle bir mescit yapılıyor, ne kadar güzel diye. Binlerce öğreci var, onlar otobüslere binip, şehre inip, namaz kılıp gelinceye kadar yarım gün geçer. Onların ibadetlerinin yapılması sağlanmış oldu. Ne kadar güzel oldu.
Bu tabii bir ihtiyaç. İnsanoğlunu ibadet ihtiyacı çok büyük bir ihtiyaç... Zaten anayasamızda da din vicdan hürriyeti, ibadet hürriyeti var. Onun için böyle şeylerin olması lâzım! İnsanın inancına göre yaşaması kadar tabii şey olamaz.
Allah-u Teàlâ Hazretleri hepimize sevdiği kul olmayı nasîb etsin. Gerçekleri görmeyi, göremeyenlere de görmeyi nasib etsin. İslâm'a gönül vermiş insanların da İslâm'a sımsıkı bağlanmalarını ve imtihanları kaybetmemelerini, sıkıntıları gördük diye dinlerinden tâviz vermemelerini, böylece vefalı olduklarını görmek istiyoruz. Allah böyle güzel davranışlar nasib etsin. Yolunda dâim, ibadetine müdâvim eylesin.
Din-i mübîn-i İslâm'a ve müslümanlara en güzel şekilde hizmet etmeyi, Kur'an yolunda yürümeyi, Peygamber Efendimiz'in sünnetine uygun yaşamayı nasip eylesin. Ülkemizde de daha rahat, daha güzel yaşamlara müslüman kardeşlerimiz ersinler. Hem maddeten, hem mânen her yönden mutlu olsunlar temennî ediyorum.
Allah-u Teàlâ Hazretleri iki cihanda cümlenizi aziz ve bahtiyar eylesin, aziz ve sevgili dinleyiciler!..
Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû.
06.04.1995 -
Sabır, Doğru Yol,
06.01.1992 -
Şeytanın Hileleri, Nefis
