26.05.1990 - Marifetullah, İnsan Fani Dünyada Nelerle Meşgul Olur

26.05.1990 - Marifetullah, İnsan Fani Dünyada Nelerle Meşgul Olur
Aziz ve muhterem kardeşlerim, değerli gençler;
Allah celle celâluhû size razı olduğu bir ömür sürmeyi nasip eylesin. İki cihan saadetine cümlenizi mazhar eylesin.
Allah-u Teâlâ hazretleri bir hadîs-i kudsîde buyurmuş ki;
«قَالَ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ: «مَنْ آذَى لِي وَلِيًّا فَقَدِ اسْتَحَلَّ مُحَارَبَتِي، وَمَا تَقَرَّبَ إِلَيَّ عَبْدِي بِمِثْلِ أَدَاءِ الْفَرَائِضِ، وَمَا يَزَالُ الْعَبْدُ يَتَقَرَّبُ إِلَيَّ بِالنَّوَافِلِ حَتَّى أُحِبَّهُ، فَإِذَا أَحْبَبْتُهُ كُنْتُ عَيْنَهُ الَّتِي يُبْصِرُ بِهَا، وَأُذْنَهُ الَّتِي يَسْمَعُ بِهَا، وَيَدَهُ الَّتِي يَبْطِشُ بِهَا، وَرِجْلَهُ الَّتِي يَمْشِي بِهَا، وَفُؤَادَهُ الَّذِي يَعْقِلُ بِهِ، وَلِسَانَهُ الَّذِي يَتَكَلَّمُ بِهِ. إِنْ دَعَانِي أَجَبْتُهُ، وَإِنْ سَأَلَنِي أَعْطَيْتُهُ؛ وَمَا تَرَدَّدْتُ عَنْ شَيْءٍ أَنَا فَاعِلُهُ تَرَدُّدِي عَنْ وَفَاتِهِ، وَذَاكَ لِأَنَّهُ يَكْرَهُ الْـمَوْتَ، وَأَنَا أَكْرَهُ مُسَاءَتَهُ». حم، ع، طس، كر، ق، وَالْحَكِيمُ، عَنْ عَائِشَةَ.»
“Kulum bana ibadet ve taatlerle, hayır ve hasenât ile nevâfil ile yaklaşadurur. Her yaptığı ibadet, kulu Allah’a biraz daha yaklaştırır, biraz daha yaklaştırır, biraz daha yaklaştırır. Nihayet iyiliği galebe çalar. Kul esas yapısı itibariyle, genel manzarası itibariyle iyi bir kul olur.”
İyilik yapan bir kul olur. Ufak tefek kusurları olsa bile hatasız kul olmaz ama genel yapısı itibariyle, nihayet hayırla hasenâtla, iyiliklerle meşgul olan bir iyilik meleği gibi bir insan olur. Herkes görür, sever. Karınca ezmez, tatlı dilli, kimsenin kalbini kırmaz iyi insan. Herkese ittifak eder.
Hattâ uhibbehû. “Nihayet ben o kulumu severim. Böyle nafile ibadetleri yaptığı zaman ilerleye ilerleye ben o kulumu severim.”
Fe izâ ahbebtü küntü aynehû. “O kulumu sevdiğim zaman da gören gözü olurum. İşiten kulağı olurum. Tutan eli olurum. Söyleyen dili olurum. Yürüyen ayağı olurum. Benimle görür…”
Bir beşer görüşü ile görme değil, Allah-u Teâlâ hazretlerinin gösterdiği her şeyi görme durumuna gelir.
Dünü görür, istikbali görür, cenneti görür, hilkati görür. Falanca insanın uzakta yaptığı şeyi görür. Söylediği sözü duyar. Yaptığı ters işi haber verir. Onun karşısına çıkar.
Neden?
Çünkü Allah gören gözü oldu. Allah işiten kulağı oldu. Allah tutan eli oldu. Allah ona yardım etti. O Allahu Teâlâ hazretlerinin yardımına mazhar olunca müstesna bir kul oluyor. İnsan Allah'ın sevdiği kul olduğu zaman bizim tanıdığımız, şu bize materyalist eğitimle öğrettikleri sistemden başka sistemler çalışmaya başlıyor. Yakınlar uzak oluyor. İmkânsız işler mümkünât dairesine giriyor. Yapılamayan şeyler yapılabiliyor. Mesafeler aşılabiliyor. Yedi kat gökleri seyran edebiliyor. Allah’ın bir kulu bir anda karşısındakinin gönlünden geçeni söylüyebiliyir. Hiç kimsenin yapamadığı işleri yapabiliyor. Bir işaretiyle kameri ikiye bölebiliyor.
Neden?
Allah yardım ettiği için! Allah’ı bulduğu için, Allah’ı bildiği için, Allah’ı sevdiği için! Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir hadîs-i şerîfinde buyuruyor ki;
“Allah’ı hakkıyla bilseydiniz Allah’tan hakkıyla korksaydınız dualarınızla dağlar yerinden kayardı, zâil olurdu, zeval bulurdu. Yok olurdu, toz olurdu.” Her şey olurdu.
İnsan Allah-u Teâlâ hazretlerinin sevgili kul olmaya bakmalı.
Bizim hayatımızın gayesi Allah’ı bilmek. Allah’ın sevgisini kazanmak, rızasını kazanmak. Bastıra bastıra, tekrar tekrar yine her zaman, her anda, her yerde söyleyeceğimiz söz bu! Gayemiz bu!
İlâhî ente maksûdî ve ridâke matlûbî.
Yazın defterinizin başına. Yazın kalbinize. Yazın her zaman açtığınız cüzdanınızın bir kenarına!
Bir arkadaş kol saatinin üstüne mürekkeple yazmış:
El-mevtü hakkun.
Saate bakıyor. Her saate bakışta; el-mevtü hakkun. “Ölüm haktır. Bir gün başına gelecek. Muhakkak gelecek.” diye o ihtarı alıyor. Siz de bir yere yazın, unutmayın:
İlâhî ente maksûdî ve ridâke matlûbî. “Yâ Rabbi! Ben seni bilmek istiyorum. Seni bulmak istiyorum. Asıl vazifem bu!. Senin rızanı kazanmak istiyorum. Asıl gayem, asıl hedefim bu!” diye şey yapmamız lazım. Hilafsız, ihtilafsız, tereddütsüz gerçek bu, hayatın en mühim gerçeği bu!
Muhterem kardeşlerim;
Başka şeylerle oyalananlar sonunda hep pişmanlık içinde kalmışlardır. Hep nedamet duymuşlardır. Hep saç baş yolmuşlardır. Hep yaka yırtmışlardır. Hep diz dövmüşlerdir çok pişman olmuşlardır. Siz böyle olmayın. Gençlikte olan ibadetin değerine paha biçilmez. Siz Allah’ı bilmeyenlerden olmayın. Siz Allah’ı bulmayanlardan olmayın! Siz gafillerden ve cahillerden olmayın!
Allah’ı bulmaya mâni olan şeyler nedir?
1.Cahillik.
Hiç duymamıştır. Hiç haberi yoktur. Hiç bu konulardan kulağına bir şey gelmemiştir. Hiç bu konuları bilen insanların yanına yanaşmamıştır. Hiç o tarakta bezi yoktur. Bambaşka bir muhitin içinde yetişmiştir. Çevresi başka insanlardır. Vur patlasın, çal oynasın oynayan kimselerdir. Eğlenen kimselerdir, dinsiz insanlardır. İçki içen insanlardır, dans eden insanlardır veyahut daha başka bir gaflet türü ile ömrünü ifnâ eden, mahveden, yok eden insanlardandır. Hiç duymamıştır. Cahillik. Tamam, bu mâsum bir mânidir.
Cahillik ilim ile izale olur. Onun için ilmî çalışma en önemlidir. Onun için hepimizin ilme yardımcı olmamız lazım.
Bazı kimseler bizimle zıtlaştıkları için, iddialaştıkları için -hamdü senâlar olsun Allah, bize de profesörlük vermiş, ilim sıfatı vermiş- en üstün makam cihattır diyorlar.
Hayır!
“En üstün makam ilimdir!” Alimin mertebesi makamların en üstünüdür. Hadîs-i şerîfler böyle gösteriyor, güneş balçıkla sıvanmaz. En üstün makam ilim!
Rütbetü’l-ilmi a’le’r-rüteb. “Rütbelerin en üstünü, ilim makamıdır.”
Onun için biz kendimizi ilme adadık. Çalışmalarımız, sizi toplamamız, sizinle konuşmamız, görüşmemiz hep ilim içindir. Hep o yoldadır.
İlmin kaynağı Kur’ân-ı Kerîm’dir. İlmin kaynağı Resûlullah Efendimiz’in sünnet-i seniyyesidir. İki sağlam kaynağa dayanmışız. O pınarlardan alıyoruz. Onun sözcülüğünü yapmaya çalışıyoruz.
“Çünkü ümmetin fesada uğradığı zamanda benim sünnetimi ihyâ edenlere yüz şehit sevabı verilecek” diye hadîs-i şerîfler vardır. Alimlere, çok medihler vardır çok ikramlar vardır. Allah’ın alimlere çok iltifatları vardır. Alimlerin çok büyük mertebesi vardır. Âhirette çok büyük iktidarları olacak ve şefaat edeceklerdir. O bakımdan ilme çalışın!
Zaman gençlik çağı, ilme çalışma zamanıdır. İlme çalışın.
İlmin en önde gelen cinsi, türleri içinde en şereflisi de mârifetullah, Allah’ı bilme ilmidir. Allah’ı bilme çalışmalarıdır. Bunu her şeyden önce yapacaksınız. Hangi meslekten olursanız olun Allah’ı bilen kimse olacaksınız.
Allah’ı bilen doktor. Kimi mühendis olur, kimisi doktor olur, kimisi daha başka meslekten olur bu sahaya gönül vermiştir.
Siz de ilmî çalışma yapacaksınız. En başta bu cahillik izale olunacak. Bilgi sahibi olacak.
Ama bilgi uygulamak içindir. Bilgi gerçeklere ulaşmak içindir. Bilgi vasıtadır.
Bilgi gaye değildir! Bilgi süs değildir. Bilgi böbürlenme vesilesi, fahr vesilesi değildir. Çalım satma vesilesi değildir. Bildiğini uygulamayan insan daha büyük vebal altında kalır. Onun için uygulayacaksınız.
Bildiğini söylemeyen, dalkavukluk eden, yaltaklık eden alimler olunca zalimlerin işi daha hızlı gidiyor.
Her yerde dobra dobra hakkı söyleyecek. Bildiğini söyleyecek, bildiğini uygulayacak.
Onun için ilim birinci merhale.
Diğer bir mâni; dünyadır.
Dünya, yani bu hayatı dünyanın, içinde yaşadığımız dünya hayatının çeşitli süsleri vardır. Zevkleri, eğlenceleri vardır. Hakikaten tatlıdır. Fâni dünya hoştur. Su başları, ağaç dipleri, piknikler, deniz kenarları, yaylalar, manzaralar, paralar, balkonlar, meşrubatlar, tatlılar, tuzlular, danslar, şarkılar, zevkler, eğlenceler, çalgılar vesaire vesaire.
İşte dünya hayatı, dünya hayatının çeşitli sahneleri ve maddeleri insanı alıkoyar, oyalar, meşgul eder. Zihnini çeler, kalbini çeler, aklını çeler kendisine bağlar. İnsan bir ara bir şeyle meşgul olur, bir ara başka şeyle meşgul olur. Bir ara başka şeyle meşgul olur. Birden Azrail aleyhisselam “Vaden yetti, ver bakalım emaneti!” diye karşısına gelir.
O zaman ah vah etmesi fayda etmez.
İnsan nasıl meşgul oluyor?
Küçüklüğünde yeme içmeyle meşgul olur. Horoz şekeri, düdüklü şeker, macun, elma şekeri, keten helvası, kâğıt helvası, dondurma, çikolata vesaire filan hep midesine hizmet yolundan gider.
Ondan sonra delikanlılık çağına gelir. Bakarsınız nihayet birisiyle anlaşır, bir yuva kurar. Uyuşurlar, evlenirler. Tamam, o sahne de kapanır.
Ondan sonra artık ev kurulduğu için ev lazım, maaş lazım, geçim lazım vesaire diye bu sefer de bir para hırsı başlar. “Bir iş kurayım, daha çok para kazanayım. Daha fazla miktarda rahat edeyim…” filan derken mal sevgisi başlar.
Mal sevgisini bulduktan sonra “Yahu ben zenginim; ama kimse bana ayağa kalkmıyor, iltifat etmiyor.” filan derken biraz da “Başkan olsam…” filan demeye başlar. Orada burada, sosyal derneklerde vazife almaya başlar. Mevki makam arzusu. Ondan sonra da hiç olur gider!
Şah olsa ne olacak?
Şahlar şahı olsa ne olacak?
Ondan sonra da ecel gelir, ömür biter. Dünya hayatı insanı çeşitli, süslü, aldatıcı şeyleriyle aldatıyor. Onun için eskiler bu dünyayı bir cadaloz, yaşlı kocakarıya benzetmişlerdir. Yüzünü gözünü öyle boyamış ki dışardan yaşlılığı yüzünün kırışıklığı anlaşılmıyor. Ama kırıtıyor, işmar ediyor, işaret ediyor. Onu kandırıyor bunu kandırıyor, peşine takıyor. "Gel peşimden." Mendil atıyor, oyalı mendil atıyor. Hadi bakalım, o onun peşine takılıyor, gidiyor. Böyle çok insanı kandırmıştır bu dünya.
Onun için kahpe felek demişlerdir. Kahpe dünya demişlerdir.
Şair Farsça’da;
“Mecû dürüstî-i ahd ez cihân-ı sustnihâd
Ki in acûz arûs-i hezâr damâdest” diyor.
“Sen sakın bu dünya denilen acuze, kocakarıdan sana vefa bekleme. Bu sana sâdık bir yâr olmaz, iyi bir eş olmaz." demek istiyor.
Dünyanın vefası yoktur diye böyle anlatıyorlar. Dünya, insanı böyle aldatır.
Dünyanın zevklerine aldanmamak lazım. Akılcı olmak lazım. Gerçekleri görmek lazım. O da ilimden elde edilen mâlumâtla olur.
Sırf akıl, vahiy ile desteklenmeyen akıl da bu gerçekleri bulamıyor. Beslenmemiş, gıdalanmamış bir akıldan da fayda yok. Onun için helâk olup gidiyorlar.
Demek ki cahillik bir belaymış, dünyanın süsleri bir başka belaymış.
Orhan Veli'nin "Deli eder insanı bu dünya
Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç" dediği gibi hakikaten deli ediyor. İşte fâni dünya insanı böyle aldatır.
İleriye doğru zamanlar geçtikten sonrada ağrılar sızılar başlar. “Belim ağrıyor, ibadet yapamıyorum. Dizim ağrıyor, ibadet yapamıyorum. Midem rahatsız, ibadet yapamıyorum…” Alışmamış bir kere. Artık katılaşmış. Bu da bir şeydir.
Aman dünya sevgisine tutulmayın, bu hastalığa tutulmayın! Bu çok fena bir hastalıktır. Bu hastalığa tutulursanız iflah olmazsınız; mahvolursunuz. Âhireti tercih edin, ebedî hayatı tercih edin. Onu kazanmaya çalışın. Oranın makbul insanı olmaya çalışın. Çünkü kim âhireti tercih ederse, Allah onu sever ve ona yardım eder.
Allah hepinizden razı olsun.
Es-selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû.
15.03.1992 -
Sosyal Yönü Kuvvetli
04.04.1990 -
Oruç Tutmak Nefsi
