İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

26.04.1992 - İbadet ve İtaat

26.04.1992 - İbadet ve İtaat
Günün Sohbeti

26.04.1992 - İbadet ve İtaat

04.08.2025
11 dk 1 sn

Rabbimiz'in üzerimize saçtığı sonsuz nimetlerine beşer tâkati içinde sonsuz hamd ü senâlar olsun. Âlemlere rahmet olarak gönderdiği Habîb-i Edîbi, numûne-i imtisâlimiz, rehberimiz, başımızın tacı, Muhammed-i Mustafâ'sına gönül dolusu salât u selâmlar...

Büyüklerimizin bize gösterdiği istikamette: Hepimiz şu dünyaya gönderilmiş yaratıklarız. Hayat sürüyoruz, yaşıyoruz, aramızdan bazıları ayrılıyor, gelenler oluyor, gidenler oluyor... Biz de hissediyoruz ki gideceğiz. Bunun ne olduğu üzerinde düşünüyoruz ve inanmışız ki;

Ellezîhalaka'l-mevte ve'l-hayâte li-yeblüveküm eyyüküm ahsenüamelâ. "Biz buraya hangimiz daha güzel işler yapacak, daha güzel a'mâl-i sâliha ortaya koyacak, bu denensin ve biz imtihan olalım." diye gönderilmişiz. Bu imtihanı kabul etmişiz, imtihan olduğumuzu biliyoruz. Belki çok çalışkan talebe değiliz; ama imtihanda olduğumuzu ve güzel şeyler yapmamız gerektiğini biliyoruz. Bizden ne istendiğini de biliyoruz. Kur'ân-ı Kerîm'de;

Ve mâhalaktü'l-cinneve'l-inse illâ li-ya'budûn buyuruluyor.

Atîu'llâhe ve atîu'r-resûle buyuruluyor.

Bu meâlde pek çok âyet-i kerîmeler var.

Bizden ibadet isteniyor, Allah'ın emirlerine itaat isteniyor. Madem bir imtihandır, madem burada imtihanı kazanmak ibadet ve itaattir, biz de itaat etmeyi uygun görüyoruz.

Ataullah-i İskenderânî hazretlerinin çok beğendiğimiz bir vecizesi var, buyuruyor ki;

“İctihâdüke fî-mâ dumine lek ve taksîruke ammen tulibe mink delîlün ale'n-timâsi'l basîreti ank”

"Sana garanti edilmiş konuda sa'y ü gayret edip, terleyip koşuşturup durman -yani 'vereceğim, korkma, telaşlanma' denilen şeyde uğraşıp durman- senden istenen görevler ve vazifeler konusunda geri kalman, kusur işlemen senin basiretinin kapanmış olduğunun alâmetidir."

Maksudu şu: Bize Allah rızkı tekeffül eylemiş.

Mâurîdu minhüm minrızkin ve mâurîdu en yut'imûn. İnna'llâhe hüve'r-rezzâkuzü'l-kuvveti'l-metîn.

Biz buraya doktor olmaya, mühendis olmaya, işletmeci olmaya, para kazanmaya gelmedik. Biz buraya imtihan olmaya geldik. Bizden asıl istenen kulluk.

Şimdi biz asıl kulluğu, mesela kulluğun emirlerinden bir tanesi olan namazı ticaretimiz için bırakırsak; "Dükkânda müşteri var, dükkânı kapatamıyorum, Cuma'ya gelemiyorum, namazı kılamıyorum..." Bizden istenen namaz, bize garanti edilmiş olan rızık; biz isteneni yapmıyoruz, garanti edilmiş olan şeyin peşinde boşuna koşuyoruz. Bu körlük. Biz asıl isteneni yapmalıyız. Rezzâk-ı âlem Allah...

Ankebûtî mi nemânedbîmekes

Rızk rarûzîresânpermî de-hed

Örümcek bile bodrumda rızıksız kalmıyor. Rızkı gönderen Allah rızka kanat bile takıyor, 'pır pırpır' gidiyor...

Biz Allah yolunda çalışırsak, Allah yolunda çalışanların hiç aç ve açık kaldığını görmedik. Hatta bu beldeleri, bu diyarları, bu zenginlikleri Allah yolunda çalışanlara verilmiş ikramlar ve onlardan bize kalmış hâtıralar ve yâdigârlar olarak görüyoruz. Onlar Allah için çalışmışlar, Allah onlara ihsan etmiş. Biz dünya için çalışıyoruz, Allah bizden alıyor. Emanet, elde bulunanları bile alıyor. Bu bir gizli sır veya kolay anlaşılmayan, materyalist insanın kolay kavrayamayacağı bir şey... Ama dinî literatür iyi incelenirse, Kur'ân-ı Kerîm ve hadîs-i şerîf iyi incelenirse durum böyle. Bizden istenen ibadet ve itaattir. Biz kulluğumuzu yaparız, Allahu Teâlâ hazretleri rubûbiyyetini zaten izhar ediyor.

İbrahim b. Edhem hazretlerinin çok hoşuma giden bir [sözü] var. Demişler ki;

"Yâ İbrahim! Kıtlık var, yağmur yağmadı, topraklar çatladı, hayvanlar ölüyor. Yağmur duasına çıkıyoruz. Gel, sen de katıl, sen de dua et."

O da onlara bakmış, demiş ki;

Akîmû bi-ubûdiyyetiküm fe-innehûa'lemubi-rubûbiyyetihî. "Siz kulluğunuzu güzel yapın, O Rabliğini bilir. Siz Allah'a güzel kul olun, O size yağmuru da yağdırır, ekini de bitirir, rızkı da gönderir..." buyurmuş.

İbrahim Edhem hazretlerinin nice nice güzel sözlerinden birisi...

O halde bizim hayatta gayemiz; Allah'a ibadet ederek, itaat ederek ve itaatin bir gösterdiği istikamet olarak Resûlüne ittiba ederek [Allah'ın rızasını kazanmak.] Allah "Namaz kılın." diyor ama ondan da önce;

Kul in küntüm tuhibbûna'llâhefe'ttebiûnî yuhbibkümu'llâhu ve yağfirleküm zünûbeküm.

Resûlüneittibâyı emrediyor. Namazı da Resûlünden öğreniyoruz. Akîmü's-salâh emrinden başka Kur'ân-ı Kerîm'de namazın bugünkü icra şekline dair teferruât yok ki... Onu Resûlüneittibâ ile biliyoruz. Demek ki itaatin zarurî bir sonucu...

Şimdi bazı modern müslümanlar var, diyorlar ki;

"Ben Kur'an'ı tanırım, başka bir şey tanımam!"

Ağzına sağlık, çok güzel söylüyor. Kur'an'ı tanıyorsa nasıl olsa Resûlünü de tanıyacak. Kur'an'ı tanıyorsa nasıl olsa sünnet-i seniyyesine gelecek. [Başka türlü] mümkün değil. Çünkü Kur'ân-ı Kerîm'in âyetlerinde karşısına gelecek; "Benim Resûlüme itaat et, ittibâ eyle!" diye.

Onun için büyüklerimiz gayemizi bize; "İbadet etmek, itaat etmek, Resûlüneittibâ ederek rızâ-ı Bârî'yi kazanmak." olarak öğretmişler. Biz de can u gönülden; İlâhî entemaksûdî ve rıdâke matlûbî diyoruz. "Yâ Rabbi! Muradım, maksudum sensin. Ben bütün hayat faaliyetlerimde senin rızanı istiyorum. Sen razı ol, başka bir şey peşinde değilim." diyoruz. Hatta uhrevî mükâfat peşinde bile olmadıklarını ifade etmişler.

Nakşîlerin de dört parçalı bir takke giydikleri söylenir. Bu parçalara terk adı veriliyor. Nakşîler'de dört terk vardır: Terk-i dünya, terki-i ukbâ, terk-i hestî, terk-i terk..."

Terk-i dünya: Dünya menfaati için iş yapmamak; dinini dünyayı toplamakta, kazanç sağlamakta kullanmamak.

Terk-i ukbâ: Âhiret sevabı hesabıyla da, bir bezirgan zihniyeti ile hareket etmemek.

Terk-i hestî. Hestî, "varlık, vücut, mevcudiyet, insanın varlığı" demek. Varlığını terk etmek.

Terk-i terk: Bu terk ettiklerini de zihnine yerleştirip de, "Ben ne fedakâr insanım!" diye bir duygu içine düşmemek, onu da unutmak. Çünkü mü'minin şanı seyyiâtını hatırlamaktır, hayrâtını da unutmaktır. Hayrâtını söylemez, saklar, kendisi de unutur. Seyyiâtını unutmaz, gözyaşı döker, tevbe eder, ağlar, yalvarır, yakarır...

İşte bunun için de metodumuz: Emirleri tutmak, yasaklardan kaçmak, haramlardan, günahlardan ve "sünnet-i seniyyeye aykırı şeyler" mânasına gelen bid'atlerden kaçmak, kaçınmak, sakınmak esastır. Bu da takvâ kelimesi ile ifade ediliyor. Kur'ân-ı Kerîm'den gelme, Kur'anî bir tasavvufî tabiridir. Tasavvufun Kur'an'dan çıktığının delilidir. Takvâ şiârımızdır. Takvâ ehli olan, itaat eden, Resûlüne ittibâ eden insanların da sonuçlarının ne olacağını Kur'ân-ı Kerîm bildiriyor.

Allah bizi bunları güzel yapıp da o sonuçlara erenlerden eylesin. Dünyada kerâmet, hüsn-i âkıbet, âhirette de saadet-i ebediyye...

Ve'tteku'llâhe ve yuallimükümü'llâhu.

İn tetteku'llâhe yec'alleküm furkânen.

Takvâ ehli insanlara birçok şey vaat edilmiş.

Uiddetli'l-müttakîn.

Ve'l-âkıbetüli'l-müttakîn.

Takvâ ehline çeşitli ikramlar [vaat edilmiş.]

Demek ki ana çerçevesi içinde biz tamamen Kur'anî, tamamen sünnet-i seniyyeye uygun kurulmuş bir yolda yürüyoruz. Bizden öncekilerden Allah razı olsun, Allah makamlarını daha yüksek eylesin. Nurlarını ve sürurlarını kabirlerinde daha ziyade eylesin ki dini daha yakından tanıdıkça, Kur'an'ı daha iyi öğrendikçe, sünnet-i seniyyeye daha derinden nüfuz ettikçe, her şeyin sünnet-i seniyyeye tam uygun olarak yapılmak istendiğini ve bize öyle öğretildiğini anlıyoruz.

Peki, bütün bunlar böyle ise niye şeriat-tarikat farkı ve çatışması var, ortada böyle bir problem var?

Var, doğru... Bu bir cehalet eseridir. Bazı insanlar sözleri ne mânaya geldiğini bilerek söylerler. Bazı kimseler de onların söylediği sözlerin ne mânaya geldiğini anlamadan taklîden söylerler. Bilmedikleri makamlardan, bilmedikleri duygulardan, iç âlemleri fakir olduğu için, anlamadıkları şeylerden biliyormuş gibi taklîden konuşurlar. Onun için de işte böyle yanlışlıklar çıkar.

Allah hepinizden razı olsun.

 

Es-Selâmualeyküm ve rahmetulllah

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA