00.00.2000 - Peygamber Efendimizin Arkadaş Seçimi 2

00.00.2000 - Peygamber Efendimizin Arkadaş Seçimi 2
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi rabbi’l-âlemine hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmiddîn.
Emmâ ba’dü fe-kâle Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem;
Peygamber sallallahu aleyhi vessellem hazretleri buyurmuş ki:
Aleyküm bi’l-cemâ’ati aleyküm bi’s-sevâdi’l-a’zami. "Topluluktan ayrılmayın, kopmayın."
Ve men şezze şezze fi’n-nâri. "Kim ayrılır giderse, cehenneme doğru ayrılır gider." Ayrılmak, kurtların kapmasına sebep olur. Sürüden ayrılanı, kurt kapar.
Onun için mutlaka mutlaka üç aile beş aile bir yerde bulundu mu bir cami yapması gerekiyor. Namazı beraber kılması gerekiyor ki; toplum oluştursun iyilerle beraber olsun diye. Nereye giderseniz gidin.
Her zaman burada kalmayabilirsiniz. Başka yere göç etmek mecburiyeti olabilir. İş icabı mecburiyetlerden, başka bir şehre gitmek zorunda kalırsınız. Nereye giderseniz gidin, iyi insanları arayıp bulup tanışmalısınız, onlarla arkadaşlık etmelisiniz.
İyi insan kim?
Mümin insan.
İyi insanın en başta gelen vazgeçilmez vasfı, mümin olmasıdır. Mümin olmadıktan sonra onun gayr-i mümin, gayr-i müslim olması, kâfir olması, müşrik olması mutlaka size zarar verir. Ahbaplık ederseniz çok zarar verir.
Mutlaka iyileri arayacaksınız, bulacaksınız. Mutlaka onlarla bir toplum oluşturacaksınız. Mümkünse bir yer tutacaksınız. Mümkünse beraber namaz kılmaya çalışacaksınız.
Bir arkadaşımız geçtiğimiz günlerde cuma günü Ruthenton’a gitti, geldi. Orada bir Cuma namazı kılınan yeri iki buçuk saat aramış. Yani eskiden kılınan yerde bile, kılınmıyormuş. Koca bir şehirde, hem de müslümanlar varken, Cuma namazı kılınmaması, çok acı bir olaydır.
Ahiret çok önemlidir çünkü ebedidir. Dünya önemsizdir çünkü azıcıktır, fanidir. Bizim hepimizin ahireti kazanmaya, ahireti kaybetmemeye, ahirette iyi durumda olmaya çok dikkat etmemiz lazım. Her işimizi ona göre ayarlamamız lazım.
Falanca yerden bana teklif geliyor.
"Ben gideyim mi gitmeyeyim mi?"
Eğer orada müslümanlığını yaşayabileceksen, daha iyi yaşayabileceksen git. Yaşayamayacaksan gitme.
Bir yerde müslümanlığı uygulayabilmek, gönlünce yaşayabilmek mümkün olmadığı zaman; müslümanın, o yerden hicret etmesi gerekir. Hicret o zaman mecburi olur.
Peygamber Efendimiz'in, Mekke'den ayrılıp Medineye gittiği gibi.
Nereye hicret edecek?
İslamiyeti uygulayabildiği bir yere.
Onun için Avustralya da Port de bir arkadaş, Darwin de bir arkadaş, orada yanlızsa, orada cami yoksa, kalkıp Brisban'e gelecek, Sydney'e gelecek, Melbourne'ye gelecek müslümanların yanında yerini alacak.
Amerika'daysa arayacak tarayacak müslümanların yoğun olarak yaşadığı bir yere, camisinin olduğu bir yere gidecek. Orada işini kurmaya çalışacak.
Arkadaşı seçecek, etrafında konuştuğu iyi kimseleri değerlendirecek, iyilerle arkadaşlık kuracak, ahbap olacak, kötülerle ilişkisini geri çekecek. Daha önceden, mektepten tanışıklar, askerlikten tanışıklar, falanca yerden filanca yerden ama adam berbat, adam tehlikeli. Onunla ilgisini kesmesi lazım.
Çünkü Efendimiz;
"Kiminle arkadaşlık ettiğine kişi bakmalı buyuruyor." Binâenaleyh diyor "bakmalı" diyor. Bu çok önemli bir husustur.
Küçük bir çocuk, gittiği bir mektepte sınıfta kötü bir kimseyle arkadaş olursa, ayağı kayabilir. Sınıfta iyi bir çocukla arkadaş olursa, sınıfın çalışkanları arasına girebilir. İyi bir mektepte okursa, iyi aile çocuklarının olduğu bir mektepte okursa, iyi yetişebilir. Düşük bir okulda okursa, düşük çocukların arasında, kendisini ne kadar iyi eğitim, aile terbiyesi görmüş olsa bile, mutlaka kaybı olur.
Onun için çocuklarımıza da iyi muhit hazırlamaya, iyi mekteplerde okutmaya, onların arkadaşlarını kimlerden seçtiklerini gözetmeye mutlaka dikkat etmek zorundayız. İyilerle ahbaplık kurmalarına da yardımcı olmalıyız. Onları çağırmalıyız evimize, evlerine gitmeliyiz vesaire...
اَلرِّزْقُ إِلَى بَيْتٍ فِيهِ السَّخَاءُ أَسْرَعُ مِنَ الشَّفْرَةِ إِلَى سَنَامِ الْبَعِيرِ. ابْنُ عَسَاكِرَ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ.
Er-Rızku ilâ beytin fîhi’s-sehâ- esra’u mine’ş-şefrati ilâ senâmi’l-ba’îri.
İbn Asâkir, Ebû Saîd hazretlerinden radıyallahu anh rivayet eylemiş ki;
Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor; "Rızk, insanın yediği, içtiği, kısmeti, nasibi, rızkı; içinde cömertlik olan eve, bıçağın devenin hörgüç yağına girmesinden, yağın içine girmesinden daha kolay girer." Bıçak yağın içine, tabi orası Arabistan olduğu için mevcut yağı söylüyor, yani devenin hörgücünün yağı. Gevşek orası. Hörgücü gevşek. Yağ çıkıntısıdır o. Hayvanı kestin, yüzdün filan, hani nasıl koyunun arkasında kuyruğu oluyor, yağ oluyor onun gibi. Yani orası da ben görmedim hiç devenin hörgücünün yağı nasıl oluyor ama. Onun içine bıçak fırtt diye girer, kolay, zor değil, kolay girer.
"İçinde cömertlik olan eve; rızk; bıçağın devenin hörgüç yağına girmesinden, daha hızlı rızk gelir."
Neden?
Cömertlik var.
Cömertlik, Allahın çok sevdiği bir güzel ahlâktır. Kişi, kendisinin sahip olduğu zenginlikten, az da olsa varlıktan, başkasına ikramda bulunursa ona cömertlik deniliyor.
"Al kardeşim, yarım elma buyur. Yarısı senin, yarısı benim."
Yarım elma, gönül alma. Ama tabi daha çoksa daha çok verir. Daha çoksa daha çok verir.
Bugün ülkemizde veya başka yerlerde, hatta Avustralya'da toplumun istifade ettiği pek çok kıymetli şeyin sebebi, o binaları, o tesisleri, o imkanları birilerinin, cömert birilerinin, topluma bağışlamasından dolayıdır.
Camilerde namaz kılıyoruz. Kim yaptırmış bu camileri? Falanca ağa, falanca padişah, filanca sadrazam, filanca vezir... Yaptırmamış olsaydı, orada cami olmayacaktı, camide kılıyoruz namazı. Halının üstüne rahatça namaz kılıyoruz, taşta kılsaydık ayağımız üşüyecekti. O halıyı seren, bir hayır yapmış. Hastanede tedavi oluyorsun, hastaneyi Valide Sultan yaptırmış Allah razı olsun.
Çeşmeden su dolduruyorsun içiyorsun kim getirdi?
İşte falanca hayır sahibi, falanca yerden getirmiş, istifade ediyorsun. Toplum, cömertlerin sayesinde rahat yaşıyor. Cömertler, hayırları yapıyor, cömertlikleri yapıyor, ikramlarını hediye ediyor birilerine de, onun için toplum rahat ediyor. Kimse kimseye zırnık vermese, koklatmasa, toplum çok sıkıntılara düşer.
Amerika'da ödünç vermeyi bir kanun olarak meclisten geçirecekleri zaman, reisi cumhur misal vermiş:
"Bu kanunu oylayacağız şimdi, siz oy verin. Mesela; sizin evde yangın çıktı. Merdiven lazım ki, su fışkırtasınız yangının üstüne. Komşunuzda merdiven var, sizde merdiven yok. İşte ondan ödünç olarak onu almak, işte budur." demiş.
"Ha! Öyle mi." Hemen imzalamışlar, kanun gecmis. Yani güzel misal vermişler.
Yani birisi birisine olan şeyini verirse o adam rahat eder. Vermezse cayır cayır yanar evi. Yani suyu dökecek şeyi yok. 'Aman şu şöyle oldu, sende şu alet var mı, şurasını şey yapıvereyim.'
'Olur, tamam.'
Yani kişi olarak cömerdi Allah sever. Bir evde de cömertlik varsa; baba cömert, hanım cömert vesaire o eve de rızık çok gelir. İçinde cömertlik olan eve, Cenâb-ı Hakk rızkı gönderir. Hem de hızlı bir şekilde gönderir. Nereden geldiğini anlayamazlar, şükrederler, hamdederler, 'Allah Allah şunlara bak neler geldi' filan diye.
Onun için cömertliğe, dikkat edelim. Cömert olmaya, elimize hayır imkanı geçti mi, bir fakir muhtaç gördük mü, hayrımızı, hasenatımızı yapmayı nimet bilelim.
'Kişinin evinin önünde, kapısındaki muhtaç fakir, dilenci; Allah'ın ona gönderdiği bir hediyedir." diyor, Peygamber Efendimiz. Allah’ın hediyesi.
Niye?
Kapıya kadar gelmiş. Allah rızası için birşey ver diyor. Sende veriyorsun, bedavadan, yorulmadan. Yoksa sen arayacaktın. O kapıya kadar gelmiş. Çıkartıp veriyorsun. "Hiç birşey veremezsen, ona dua ediver." diyor Peygamber Efendimiz. Paran yok, pulun yok, istediği şeyi verecek durumda değilsin. İşte o zaman 'kardeşim kusura bakma olsaydı verirdim ama Allah sana ihsan eylesin, bende muhtaç durumdayım, bendede yok' filan.
Şimdi bunu yanlış anlamışlar. Fakir geliyor istiyor "Allah versin." diyor. Canım Allah herkese veriyor zaten.
Ne demek Allah versin? Zaten verirse verir. "Allah versin." Yani ben vermiyorum demek o. Varsa vereceksin, yoksa, "Allah sana, ihsan etsin." diyeceksin. Yanlış kullanılıyor, bence. Öyle tahmin ediyorum.
Allah, cümlemizi her günahtan korusun. Her hayrı yapmaya muvaffak eylesin.
Sübhanekellâhümme ve bi-hamdik, eşhedü enlâ ilahe illâ ente vahdeke lâ şerîke leke estağfiruke ve etûbü ileyk. Sübhâneke lâ ilme lenâ illâ mâ allemtenâ inneke ente’l-alîmü’l-hakîm.
Sübhâne rabbike rabbi’l-izzeti ammâ yesifûn ve selamün ale’l-mürselîn ve'l hamdülillahi rabbi’l-âlemîn.
El-Fâtiha.
26.05.1990 -
Hayatın Gayesi
26.04.1992 -
İbadet ve İtaat
