29.03.1996 - Peygamberimizin Merhameti, Ashab-ı Suffe, Hz. Fatımaya Tavsiyesi

29.03.1996 - Peygamberimizin Merhameti, Ashab-ı Suffe, Hz. Fatımaya Tavsiyesi
es Selâmu aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh.
Aziz ve sevgili dinleyiciler.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in elbette yakını olan aile fertlerine merhameti vardı ama bütün ümmete karşı çok merhametli idi. Nitekim yine Enes radıyallahu anh'ten ve Buhârî'de de var.
Kâne rahîmen ve kâne lâ ye'tihi ahadün illâ va'dehu ve encizehû lehû ve in kâne indehû
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz mutlak mânası ile sıfat olarak çok merhametli, rahîm bir kimseydi ve kendisine bir kimse gelmiş ise mutlaka ona bir şeyler verirdi [veya] bir şeyler vermeyi vaat ederdi. Vaat ettiği zaman da vaadini yerine getirirdi."
Bir söz var: "Vaat etmek borç gibidir." Yani bir insan bir insana borçlandı mı eninde sonunda çıkartıp borcunu veriyor. Borcuna sadıksa çabuk veriyor. Borç bir vecibe, dürüstse onu ödemesi lazım. Vaat de bir borçtur, vaadini de yerine getirir.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e birisi bir istekle gelirse [mevcut değilse] vaat ederdi. Ve in kâne indehû, yanında mevcutsa vaadini yerine getirirdi, onun istediğini verirdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz sadece kendi aile fertlerine değil, etrafındaki herkese karşı merhametli idi.
Bana çok tesir etmiş, beni çok duygulandırmış rivayetlerdendir: Bir keresinde Fatıma anamız radıyallahu anhâ, Hz. Ali Efendimiz kerremallahu veche ile beraber geliyorlar, avuçlarını açıp Peygamber Efendimiz'e gösteriyorlar:
"Ey babamız, şu avuçlarımıza bak!"
Avuçlarına bakılıyor. Ne olmuş avuçları?
Kuyudan iple su çekmekten ve değirmeni tutup kıldır kıldır çevirmekten -değirmenin sapı da insanın avucunda devamlı kaydığı için- elleri kanamış, yara olmuş. Yarayı gösteriyorlar. Diyorlar ki; "Harpte alınan esirlerden bir köle ver, hizmetimizi görsün, suyumuzu çeksin, değirmenimizi döndürsün…"
Değirmen, el değirmeni; insanın önüne koyduğu iki tane yuvarlak taş, ortasında bir delik bulunuyor oradan buğday konuluyor kıldır, kıldır çevrildiği zaman buğday taşların arasında ezilip kenardan un olarak, kırılmış olarak çıkıyor. Yemek yapmak için bu değirmeni döndürmek lazım. Kuyudan suyu çekmek lazım. Bunlar ellerini gösterip Peygamber Efendimiz'den köle istediler.
Efendimiz buyurdu ki;
"Maalesef kölelerden var ama veremeyeceğim, o köleleri satmak istiyorum, planım bu. Sattığım takdirde eldeki para ile -çarşıda pazarda bir kölenin bir bedeli var- o gelir ile Ashâb-ı Suffe'nin ihtiyacını karşılamayı düşünüyorum. Onun için siz namazlardan sonra tesbih çekin; 33 sübhanallah, 33 elhamdülillah, 33 Allahu Ekber deyip ondan sonra lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr deyin. Böyle yaparsanız Allah güç, kuvvet verir. Bunları yapın!" dedi.
Köleleri satıp parasıyla Ashâb-ı Suffe'nin ihtiyacını karşılayacağını söyledi.
Ashâb-ı Suffe kimler idi?
Peygamber Efendimiz'in mescidine gelip orada yatıp kalkan insanlar… Çok büyük, düzenli binalar yok tabi. Sadece kumların üstü direklerle, hurma dallarıyla gölgelenmiş. Mescidin bir köşesi Ashâb-ı Suffe'nin yeri idi. Suffe; üstü kapalı bir gölgelik, demek. Ashâb-ı Suffe orada yatar, kalkarlardı. Geceleri 70-80 kişi orada yatarlardı. Gündüzleyin de sayı çoğalırdı 300, 400, 450 kişi kadar olduğu rivayet ediliyor.
Onların oraya gelip yatması neden?
Dışarıda evi barkı olmayanlar… Ashâb-ı Suffe; herhangi bir kabileden gelmiş, Peygamber Efendimiz'e iman etmiş İslâm'a girmiş, İslâm'ı öğrenmek istiyor. Resûlullah Efendimiz'e âşık, yanından ayrılmak istemiyor, hadîs-i şerîflerine dikkat ediyor, sözlerine dikkat ediyor, Kur'ân-ı Kerîm âyetlerini ezberliyor, dini öğreniyor, ibadetini yapıyor, mescitte yatıp kalkıyor… Geçimi yok, çalışması yok, belki iş imkânı yok. İşsizlik diyoruz, küçük bir toplumda iş bulmak için iş sahaları açmak lazım, kolay değil. Bunların ihtiyaçları var. Peygamber Efendimiz bunların ihtiyaçlarını düşünüyor. Ötekilerinin ihtiyacını görmek için kendi kızına, cennetlik Fatıma anamıza, sevgili damadına; "Sen tesbih çek de vaziyeti böyle idare et." diye nasihat ediyor. Merhametlilik…
İslâm'da merhamet çok önemli bir vasıftır. İslâm'ın çeşitli ahlâkî emirleri var; İslâm ahlâkı diyoruz. Çeşitli huylar var. Bunların en başta gelenlerinden, en kıymetlilerinden birisi merhamet. Yani birilerini düşünmek, ihtiyaçlarını düşünmek, kollamaya çalışmak, ona karşı duygulanmak, acımak, onun yerine kendisini koyup, çektiği sıkıntıları anlayıp onun nâmına üzülmek ve onun ihtiyaçlarını gidermeye çalışmak. Merhamet duygusu bu.
Çok güzel bir duygu. Diğerbîn insanlarının duygusu. Kendisini düşünen, hodbin, menfaatperest insanlar değil de başkalarını düşünen insanlar merhametli olur da onun için çok kıymetli bir sıfat. Allah'ın çok sevdiği bir sıfat, kendisi de zaten merhametlilerin en merhametlisi; Erhamürrâhimîn. Allahu Teâlâ hazretleri Rahmân ve Rahîm; rahmeti gazabını geçmiş. Kullarının da merhametli olmasını seviyor. Allah merhametlilere merhamet ediyor, merhametsizlere de merhamet etmeyeceğini Kur'ân-ı Kerîm'de tehdit yollu, ikaz yollu belirtmiş, Peygamber Efendimiz hadîs-i şerîflerinde bildirmiş.
Hepimizin bu güzel duyguya sahip olmamız lazım. Hepimizin Peygamber Efendimiz'in yaptığı gibi kardeşlerimizin ihtiyaçlarını görmeye çalışması, gönlünü hoş etmeye çalışması, acıması lazım. Hastalar var, yoksullar, ihtiyarlar, çocuklar var, şaşırmışlar var, sapıtmışlar var, hidayet yolundan ayağı kaymışlar, yanlış yollara sapmışlar var…
Onlara da acımak lazım.
İslâm'da günah işleyen insana ne yapılıyor?
Acınıyor. Günah sevilmez ama günahı işleyen insana acınıyor, seviliyor; onun günahtan kurtulmasına çalışılıyor.
Peygamber Efendimiz'in enteresan bir hadîs-i şerîfi var, hepimiz duymuşuzdur. Diyor ki;
"Kardeşiniz zalim de olsa yardım edin, mazlum da olsa yardım edin!"
Diyorlar ki;
"Yâ Resûlallah! Mazlum iken yardım etmeyi anlıyoruz. Ama zalim iken yardım edersek biz de zalim olmaz mıyız?"
Zalimin zulmüne yardım ettiği zaman insan zalim olmaz mı; elbette zalim olur.
"Zalim iken de yardım edin demek ne demektir?" diye soruyorlar. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
"Zalimin zulmünü engellemeye çalışırsınız, zulmü yaptırtmazsınız, bu da ona yardımdır."
Bakın ne kadar müspet, güzel bir şey tavsiye ediyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.
Zalimin zulmünü yaptırmamaya çalışmak, yapmasını engellemeye çalışmak, ne oluyor?
Ona yardım oluyor. Biz de günahkârı günahından döndürmeye çalışacağız. Acıyacağız;
"Bu benim kardeşim, müslüman, müslüman evladı veyahut bir insan. Hz. Âdem'in evladından, hemcinsinden, Beni Âdem'den benim gibi bir beşer…" diyecek, "Yazık, bu kafa ile giderse, bu davranışlarını devam ettirirse dünyada da hayatı mahvolur âhirette de cehenneme düşer, azap görür. Ben buna acıyorum. Bunu kurtarmaya çalışacağım." diyecek. Yani müslümanın genel vasfı bu olması gerekir, diyor. Bütün insanlara karşı merhametli olacak. Kötü insanları da doğru yola çekmek şeklinde merhametli olacak.
O halde görüyoruz; İslâm çok güzel bir din. İslâm'ın ne kadar güzel olduğunu hadîs-i şerîflerden anlıyoruz ve bu hadîs-i şerîfleri kendisine prensip edinip de hayatını böyle geçirmiş mübarek evliyâullah büyüklerimizi, selef-i sâlihînimizi mübarek din alimlerimizin hayatlarındaki menkıbelerini duydukça, okudukça onların bunları uyguladıklarını gördükçe İslâm'ın uygulamada insanları ne kadar sevdiğini, merhametli olduğunu görmüş oluyoruz. Biz de böyle olmaya çalışacağız. Yani mazluma, mağdur, mazlum, fakir, âciz, nâçiz olanlara zaten yardım edeceğiz.
Bunun dışındaki öteki insanları ne yapacağız?
Asalım, keselim, vuralım, kıralım…
Hayır! Onu da o haksızlığından döndürmeye çalışacağız. Müspet olan taraf bu. Allem edeceğiz, kallem edeceğiz, uğraşacağız; onu yanlış yoldan doğru yola döndüreceğiz, Allah'ın iyi kulu haline getirmeye çalışacağız. İslâm'ın ana mantığı bu.
Allahu Teâlâ hazretleri bizlere, çoluk çocuğumuza merhamet eylesin. Bizleri bütün insanlara karşı merhametli eylesin. Öyle böyle biraz latifeci, tatlı, sevimli, herkesin yüzünü güldüren, gönlünü hoş eden bir aile ferdi eylesin ve ahlâkımızı Kur'ân-ı Kerîm eylesin. Kur'ân-ı Kerîm'in âyetlerini okuyup, oralardan çıkartılacak dersleri alıp, onu hayatımıza uygulayıp ahlâkımızı ona göre düzeltmeyi nasip eylesin. Böylece rızasını kazanan kullardan eylesin. Olgun, velî, mahbub, makbul, zarif, ârif, kâmil kullardan olmayı nasip etsin. Huzuruna da sevdiği, razı olduğu kulları olarak yüzü ak, alnı açık varıp cennetiyle, cemaliyle müşerref olmayı cümlemize, cümlenize; sevdiklerinize, yakınlarınıza, dostlarınıza temenni ettiklerinize nasip eylesin.
es Selâmu aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh.
27.04.1993 -
Mutasavvıflar, Tasavvuf
29.03.1996 -
Peygamberimizin Merhameti, Eşe,
