İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

24.07.1992 - Allahı İnkara Verilen Cevaplar, İmamlık

24.07.1992 - Allahı İnkara Verilen Cevaplar, İmamlık
Günün Sohbeti

24.07.1992 - Allahı İnkara Verilen Cevaplar, İmamlık

15.11.2021
13 dk 31 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Bizi yaratan, yaşatan, türlü imkânlara, nimetlere her an, daima mazhar eyleyen, her türlü varlığımız ve imkânımızı bize sağlayan Rabbimiz'e, Yaradanımız'a sonsuz hamd ü senâlar olsun.

O'nun elçisi, peygamberi, habîbi; rehberimiz, önderimiz, Muhammed-i Mustafâ'sına sonsuz selam, tahiyyât ve ihtiramlarımızı arz ederiz.

Rabbimiz bizi Peygamber Efendimiz'in yolundan ayırmasın. Sevgisine erdirsin, iltifatına mazhar eylesin. Şefaatine nâil eylesin. Ümmetine çok güzel hizmetler götürmemizi nasip eylesin. Ümmetin dejenere olmaya yüz tuttuğu çağımızda sünnetine en güzel şekilde sarılıp onu ihyâ eyleyip yüzlerce şehit sevabı kadar büyük sevaplara nâil olmayı nasip eylesin.

İmam-Hatip okullarını açıldığı zamandan beri çok severim. Benim de idealim İmam-Hatip okullarına gitmekti ama benim tahsile başlamamdan sonra açılmıştı.

Siz karşılaştığınız her fikrin, onu duyduktan sonra arkasından "Acaba bu doğru mu, eğri mi?" diyeceksiniz, doğruyu kendi kendinize irdeleyerek, bir kere daha fethederek o zaman elde edeceksiniz. O zaman imanınız sağlam olacak. "Biz bu lafları çok duyduk, onların cevabı şudur." diyebileceksiniz.

Ben şahsen ilk defa Allah'ı inkâr laflarını; kıpkızıl, kapkara, korkunç, çirkin lafları ilk defa lisede liseli arkadaşlardan duydum. Çok kötü oluyor insan tabii... Dindar bir aileden yetişmişiz; birisi de çıkıyor, Allah'ı Peygamber'i hiçe sayıyor, dini imanı hiçe sayıyor, konuşabiliyor. Onun cevabını aradık bulduk. Üniversiteye gittik, profesörlerden yalan yanlış şeyler duyduk; onların cevaplarını öğrendik. Çeşitli münakaşalara girdik çıktık, yalan yanlış laflar, fikirler, münakaşalar, sözler duyduk; onların cevabını bulduk. Bu bir bakıma iyi oluyor. İnsan kendi kendisini daha kuvvetlendirmiş oluyor.

Şunu hatırlatmak istiyorum:

Kur'ân-ı Kerîm bile bize kâfirin sözünü naklediyor. Mesela Yâsîn sûresinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e geldiklerini, kemiği ellerine aldıklarını ve kemiği ufalayıp toz hâline getirip; "Bu çürümüş kemiği mi Allah diriltecek?!" diye kâfirce sözü söylediklerini naklediyor. Allah bize kâfirin sözünü naklediyor.

Men yuhyi'l-izâme ve hiye ramîm dediğini naklediyor.

Ama ondan sonra cevabını veriyor.

Bu neden?

Bence bu bir aşı... Nasıl insanın vücuduna bir aşı yapılıyor, o aşı yapıldığı zaman o hastalığa karşı bağışıklık oluyor ve insan sağlam oluyorsa;

"Evet, bu ufalanmış kemiği onu evvelce yaratmış olan Allah diriltecek. Çünkü O, her çeşit diriltmeye muktedirdir."

Her çeşit diriltmeyi biliyor. Bir çeşidi yok ki; yaprağın bin çeşidi var, çiçeğin bin çeşidi var, balığın bin çeşidi var, sineğin böceğin bin çeşidi var, rengin çeşitleri var, meyvenin çeşidi var, tatlının çeşidi var... Allah her şeyin çeşitlerini yaratıyor, kudretini gösteriyor.

"Her çeşit yaratmaya kâdir..." diye, ilmî delilleri ortaya koyuyor.

Demek ki siz bu yola girmiş insanlar olarak menfî fikirler duyabilirsiniz, duyacaksınız. Ama menfî fikirlerin karşısında sarsılmayacaksınız, menfî fikirlerin müspet karşılıklarını da öğreneceksiniz. Bir de bunları başka insanlara anlatacaksınız.

Mesela hoşuma giden şeylerden birisi:

Kâfirin, müşrikin, münkirin birisi gelmiş, demiş ki;

"Şeytan neden yaratılmış?"

Min mâricin min nâr buyuruluyor Kur'ân-ı Kerîm'de; "Ateşten yaratılmış."

Biliyoruz.

Peki, şeytanı Allah nereye atacak?

Cehenneme, cehennem ateşine atacak.

"Peki, ateşten yaratılmış, ateşe atılacak; orada azap görmez ki... Ne dersin buna?" demiş, bir müslümana.

Fıkra, çok hoşuma gidiyor.

O hiç ağzıyla bir söz söylememiş. Tarlanın kenarından geçiyorlarmış... Sürülmüş koca toprak parçaları, hani sabandan devriliyor, "kesmik" diyorlar... Bir kesmiği yerden almış, adam da ona bakıyor, "Ne cevap verecek?" diye... Götürmüş, adamın kafasına 'küt' bir tane vurmuş; başı şişmiş, kaşı kanamış... Mahkemelik olmuşlar. Kadının huzuruna gitmişler. Demiş ki;

"Bu adama niye vurdun? Bak, senden şikâyet ediyor. Bu adamın kafasına vurmuşsun, niye vurdun?"

"Efendim bana bir soru sordu, ben cevabını verdim." demiş.

"Ne sorusu sordu, ne cevabını verdin?"

"'Şeytan ateşten yaratılmış, ateşte nasıl azap görecek?' deyince ben de insan da topraktan yaratılmıştır, toprağı kafasına vurdum ki toprakla nasıl azap görüldüğünü görsün diye..." demiş.

Hoşuma gidiyor... Bu bir cevap... Belki bir fıkra ama böyle bir fıkra ile karşı tarafın tereddütleri gidiyor.

Kur'ân-ı Kerîm'de İbrahim aleyhisselâm'ın hikâyesi anlatılıyor.

"Benim Rabbim yuhyî ve yumît; hayat verir ve öldürür." diyor.

Onun karşısındaki Nemrut da demiş ki;

"Ben de hayat veririm, ben de öldürüm."

"Şunu öldürün!" Birisini öldürüyorlar.

"Bak bunu öldürdüm."

"Şunu da öldürmeyin, hadi salıverin..."

"Bu esiri de saldım. İşte bak birisine hayat verdim, birisini öldürdüm."

Ama sen onu yaratmadın ki; bir kestin, bir kestirtmiyorsun... Saçma bir söz söylemiş.

Onun üzerine İbrahim aleyhisselam diyor ki;

"Benim Rabbim güneşi doğudan doğdurur, batıdan battırır; hadi sen de batıdan doğdur, doğudan battır bakalım!"

Fe-bühite'llezî kefer... O zaman kâfir bir cevap veremiyor.

Muhterem kardeşlerim, değerli gençler!

Siz öyle bir meslektesiniz ki doktor gibisiniz. Doktor mikroplarla, hastalarla, hastalıklarla uğraşır, tedavi eder ama kendisi hastalanmaz. Siz de fâsit, fâcir, fâsık, kâfir insanların fikirlerine tahsiliniz esnasında muhatap olabilirsiniz, sarsılmayın; çünkü hak yol İslâm'dır, Allah'ın kelâmı Kur'an'dır, Allah'ın elçisi Resûlullah Muhammed-i Mustafâ'dır; şek şüphe yoktur, cümle cihan halkı biliyor, aklı başında olanlar müslüman oluyor.

Ellezîne âteynâ hümü'l-kitâbe ya'rifûnehû kemâ ya'rifûne ebnâehüm. "Eski kitap verilmiş insanlar da bizim Peygamberimiz'in hak Peygamber olduğunu kendi evlatlarını tanır gibi tanırlar, bilirler." diye bildiriliyor.

Bu gibi şeylere karşı da kendinize notlar alın, cevaplar hazırlayın, sapasağlam müslümanlar olarak yetişin, İslâm'a güzel hizmet edin. Ama önce nefsinizi yenerek, şeytanın karşısında sarsılmayacak bir gücü kuvveti elde ederek...

Bu nasıl elde edilir?

Bunun bir tek yolu vardır: Tasavvuf.

Tasavvuf olmadan nefis ıslah olmaz. Tasavvuf olmadan mârifetullah ele girmez. Tasavvuf olmadan insan ihlâsı kazanamaz. Tasavvuf olmadan insan kâmil müslüman olamaz.

Takvâ ehli olmak için, ihlâslı olmak için, has müslüman olmak için, Allah'ın sevdiği kul olmak için bu nefis terbiyesini mutlaka öğreneceksiniz, sağlayacaksınız; nefsini ıslah etmiş, durgunlaşmış, olgun, kâmil, alim, ilmiyle âmil, ârif bir kimse olacaksınız ki sizden bir fayda gelsin.

Aksi takdirde fayda gelmez. Aksi takdirde, yukarıdan sizden fetva isterler, "içki helal" diye fetva verirsiniz; fetva isterler, "faiz helaldir" diye fetva verirsiniz; fetva isterler, isteğe göre fetva verirsiniz.

Neden?

Kalbinizde ihlâs yok, takvâ yok, ondan.

Adamın birisi trenle gidiyormuş. Bir köyün yanından geçerken derenin içinde başında zilli külah olan bir adam görmüş. Uzun bir külâh, ziller, çanlar, çıngıraklar takılmış... Başında külâh olan bir adam... Derenin içinde tepiniyormuş. Tabii tepindikçe "çıngır çıngır" acayip sesler çıkıyor; görmemek mümkün değil, herkes ona bakıyor. Ondan sonra merak etmiş, gitmiş yanına; bakmış dudakları kıpır kıpır, kıpır kıpır bir şeyler söylüyor. Bakmış elinde yün eğirme şeyi neyse onu eğiriyor. "Allah acısın, herhalde deli..." filan diye düşünmüş. Yanına gitmiş, selam vermiş:

"Selâmun aleyküm."

Adam gayet makul;

"Aleyküm selam. Hoşgeldiniz." demiş.

Sesinin tonu gayet makul.

"Hayrola, bu suyun içinde niye böyle tepinip duruyorsun?"

"Efendi, Ramazan yaklaştı, camimizin halıları kirli... Onları aldım, derenin içine attım, üstünde tepiniyorum ki halıyı çitilemek mümkün değil, ancak bu tarzda [kirleri] çıkacak. Ramazan'a halılar tertemiz olsun, cemaat temiz bir camide güzel bir namaz kılsınlar diye onu temizliyorum. Tepinmiyorum, halıyı temizliyorum. Biraz acayip görünüyor sana ama yaptığım iş bu." demiş.

"Çok güzel..."

"Ne yapacaksın, işte ölümlü dünya, halı temizlemekten birazcık para da alıyorum, işte bir gelirim de oluyor, halı temizliyorum..." demiş.

Bakmış bu makul...

"Peki, başındaki bu acayip külâh ne? Upuzun bir külâh, bir sürü çıngıraklar, ziller, çıngır çıngır kıyamet kopuyor..."

"Komşu tarlaya tohum ekti, tarlayı beklemek vazifesini üzerime ben aldım kargalar bu gürültüye gelemiyorlar, bir kilometre yakına bile sokulamıyorlar. İşte böyle tarlayı da bekliyorum. Ölümlü dünya, işte biraz da bundan para alıyorum." demiş.

Bakmış o da makul... Külâh acayip zilli filan ama sebep makul.

"Peki, dudakların niye kıpır kıpır kıpırdanıyor?"

"Komşunun babası öldü, ona şu kadar Yâsîn okumak istediler; ben de hazır burada ağzım serbest, o Yâsînleri okuyorum. Ölümlü dünya, biraz da oradan para alacağım." demiş.

O da makul...

"Bu elindeki ne?"

"Ayağım bir iş yapıyor, dilim bir iş yapıyor, başım bir iş yapıyor ama elim serbest. Yün eğiriyorum, bunu da topunu şu kadara satıyorum, eğirdikçe bundan da bir gelir geliyor. Ölümlü dünya, ne yapayım..." demiş.

Adam bakmış her şeyi doğru...

"Valla iyi ki dünya ölümlüymüş, ölümsüz olsaydı kim bilir sen ne yapacaktın?" demiş, kırk tane iş, kazanç yapıyorsun diye...

Tabii bu fıkra aklınızda kalsın diye bunu anlattım.

Nasıl bu adam elinden bir kâr, ayağından bir kâr, kafasını sallamaktan bir kâr, dudağını kıpırdatmaktan bir kâr sağlamaya çalışıyorsa aslında gerçek bir müslüman da her vesileyle sevap kazanmaya çalışacak.

İlim öğrenin, çok sevaptır; öğretin, çok sevaptır.

Bizim Hocamız vardı, rahmetullahi aleyh Mehmed Zahid Efendi hazretleri... Ben üniversitede hocayım, benim bulunduğum bir mecliste dedi ki;

"Bu insanlar -Yüksek İslâm Enstitüsü'nden mezun kimseler mebus oluyorlardı. Bazı kimseler vardı, mebus olmuş.- imamlığın kıymetini bilmiyorlar, mebusluğu kıymetli sanıyorlar. Halbuki imamlık en kıymetli meslektir!"

O kadar methetti ki, ben de;

"Baba, uygun görürseniz ben de üniversitedeki görevimi bırakayım, imam olayım." dedim.

Güldü o zaman, hoşuna gitti.

"Yok, sen profesör ol da öyle..." dedi.

Oradan anladım ki daha asistanken profesör olacakmışım. Çatlasa da, patlasa da, kim ne yaparsa yapsın, demek ki profesör olmak da olacakmış, oradan onu da anladım.

Bu imamlık vazifeleri çok kıymetli vazifelerdir. Bir cami sizin oluyor, bir cemaat sizin oluyor, çocuklar sizin oluyor; onlara Kur'an öğretebilirsiniz, Allah'ın yolunu öğretebilirsiniz, emr-i mâruf yaparsınız, nehy-i münker yaparsınız.

Dünyanın en güzel mesleği imamlıktır.

Ondan sonra gelen ikinci meslek müezzinliktir.

Birincisi imamlıktır, ikincisi müezzinliktir.

Onun için bu güzel mesleklerden hiç yüksünmeyin, hiç çekinmeyin. Mesleğiniz hazır, eviniz hazır, işyeriniz hazır. Zaten yapacaksınız. İmam olmasanız namaz kılmayacak mısınız; zaten kılacaksınız.

Bu vazifeleri güzel yapmaya çalışın.

Türkiye'nin nüfusu 100 milyona gelecek ve genç bir nüfus olacak. Almanlar, İtalyanlar, Fransızlar vesaireler çocuk yapmadıkları için ihtiyarlıyorlar. Ama biz Türkler genç olacağız, dinamik olacağız. Bir de İslâm'a sımsıkı sarılırsak Allah'ın dinini inşaallah dünyanın her yerine yayarız.

Allah feyzinizi çok etsin. İki cihanda aziz olun. Allah'ın sevdiği kul olarak yaşayın. Allah'ın -celle celâlühû ve amme nevalühû ve lâ ilâhe ğayruhû- huzuruna sevdiği bir kul olarak varın, cennetiyle cemaliyle müşerref olun. Habîb-i Edîb'ine komşu olun.

Bi-hürmeti esrâr-ı sûreti'l-Fâtiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA